AVUKAT SOR
HEMEN ARAYIN

İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra Nedir?

20 Eylül 2018

İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra Nedir? konusu sıkça sorulan bir konudur.İcranın geri bırakılması yani tehir-i icra, ilam veya ilam niteliğindeki belgelere dayanılarak yapılan icra takiplerinde borçlunun belirli bir teminat göstererek Yargıtay’dan alacağı icranın geri bırakılması kararı ile icra işleminin Yargıtaydaki dosya sonuçlanan kadar durdurulmasıdır. İcranın geri bırakılması (tehir-i icra) İcra İflas Kanununun 33. maddesinde düzenlenmiştir. Borçlu icra emrinin tebliği üzerine icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığının veya imhal ve itfa edildiğinin itirazında bulunabilir. İcranın geri bırakılması için ilamlı takip açılıp borçluya tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bu noktada ilamlı takibi de açıklayacak olursak ilamlı takip alacaklının elindeki mahkeme kararıyla başvurulan bir takip yoludur. İlamlı icra yolu ile takibin söz konusu olduğu hallerde hükmün temyiz edilmesi icra takibini kendiliğinden durdurmaz. İlam niteliğinde belgeye dayalı gerçekleştirilen takiplerde icranın geri bırakılması borçlunun yerel mahkemede verilen hükmü temyiz etmesi sonucu bu süre içerisinde alacaklının alacağı elde etmesini engelleyen, icra takibinde yer alan her türlü işlemi durduran yoldur. İcranın geri bırakılması ile borçlu alacaklının ilama dayalı icra takibinde alacağı tahsil etmesine engel olarak kendisine zaman da kazandırmış olur. İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra Şartları İcranın geri bırakılması diğer adıyla tehir-i icra için bazı şartların oluşmuş olması gerekir. Bu şartlar; İlama konu olan dava dosyasının temyizi icranın geri bırakılması talebi ile birlikte temyiz etmesi gerekir. Yerel mahkemede verilen karar belirtildiği gibi tebliğ edilmemişse icranın geri bırakılması kararı alınamaz. İtfa veya imha iddiası yetkili mercilerce re’sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle belgelenmesi gerekir. İtfa veya imhaya dayanan istekler mutlaka noterlikçe re’sen yapılmış veya tasdik olunmuş belgelere veya icra zaptına istinat ettirilmelidir. İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra İçin Süre İcra emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı veya imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir. Aksi halde  yedi gün geçtikten sonra borçlu icra emrinin tebliğinden önceki sebeplere dayanarak, icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteyemez ve borcu ödemek zorunda kalır. İcra emrinin tebliğinden sonraki devrede gerçekleşen itfa, imhal, veya zamanaşımına dayanan geri bırakma istekleri yedi günlük sınırlamaya tabi değildir, her zaman yapılabilir. İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra Derkenar İcranın geri bırakılması ilamlı takibin açılıp borçluya tebliğ edilmesinden sonra başlar. Tebliğ işleminden sonra borçlu icraya konu olan dava dosyasını icranın geri bırakılması talepli olarak temyiz ettiğine dair bir derkenar alır ve derkenarla birlikte icra dosyasına talep açar. İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra Dosya Teminatı Derkenarla birlikte icra dosyasına talep açılmasının ardından icranın geri bırakılması kararını Yargıtay’dan alabilmek için dosyaya teminat sunulmalıdır. Teminatın tutarı dosya borcunun toplam bedeli + üç aylık faiz olarak hesaplanan tutardır. Borçlu teminat için belirlenen rakamı nakit yatırabilir, banka teminat mektubu veya nakde çevrilebilecek gayrimenkul göstererek de yapabilir. Ancak gayrimenkul göstererek yapması halinde bu gayrimenkul üzerinde haciz bulunmamalıdır. İcranın Geri Bırakılması Tehir-i İcra Mehil Vesikası Mehil vesikası icranın geri bırakılması kararı getirmek üzere alınan süreyi gösteren belgedir. Borçlunun teminatı uygun olursa icra müdürlüğüne başvurarak icranın geri bırakılması kararını Yargıtay’dan getirmek üzere altmış günlük mehil vesikası alacaktır. Altmış gün içinde icranın geri bırakılması kararı ile icra dosyası Yargıtaydan dosya hakkında onama ya da bozma kararı verilene kadar duracaktır. Borçlu altmış gün içinde Yargıtaydan icranın geri bırakılması kararını getiremezse tekrardan icra […]

Read more

Hacizden Dolayı İstihkak Davası

17 Eylül 2018

Hacizden Dolayı İstihkak Davası ve İstihkak iddiası, malın malikinin mal üzerindeki mülkiyet hakkına dayanarak malı fiil olarak haklı bir nedene dayanmadan elinde bulunduran  kişiye karşı açtığı iade davasıdır. Borçlunun malları haczedilirken aslında üçüncü kişiye ait olan bir mal da haczedilmiş olabilir. Bu mallar istihkak iddia edilen mallardır ve istihkak iddia edilen malların hacizden kurtarılması için başvurulan yol da istihkak davasıdır. Hacizde İstihkak Davası İcra İflas Kanununda düzenlenmiştir.Hacizde İstihkak davasına örnek olarak borçlunun dükkanına haciz için gidildiğinde oradaki antika saatin haczedilmesi halinde saat üçüncü bir kişiye aitse üçüncü kişi mülkiyet hakkına dayanarak istihkak davası açabilir. Hacizde İstihkak İddiası Nasıl Yapılır? Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir. Malın haczedilmiş olduğunu öğrenen borçlu veya üçüncü kişi, haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmazsa, aynı takipte bu iddiayı ileri sürme hakkını kaybeder. İcra müdürü, üçüncü kişinin istihkak iddiasını alacaklı ve borçluya bildirerek istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük süre verir. İcra müdürünün alacaklı ve borçluya göndereceği bildiride üç günlük itiraz süresi yazılı olmalıdır. Alacaklı ve borçlu üç gün içinde hacizde istihkak iddiasına itiraz etmezlerse istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. Hacizde İstihkak İddiasına İtiraz Edilmesi Alacaklı veya borçlu, kendisine verilen üç günlük sürede üçüncü kişinin istihkak iddiasına itiraz ederse, icra müdürünün dosyayı icra mahkemesine vermesi gerekir. İcra mahkemesi öncelikle genel olarak hacizde istihkak iddia edilen malın satışının ertelenmesine karar verir. İcra mahkemesinde malın takibin ertelenmesine karar verilirse, haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararına karşı davacıdan teminat alınır. Teminatın cins ve miktarı mevcut delillerin mahiyetine göre belirlenir. Hacizde istihkak iddiasına ilişkin dosyaya bakan icra mahkemesi, üçüncü kişinin dayandığı delillerden istihkak iddiasının haksız olduğu kanısına varırsa veya istihkak davasının üçüncü kişi tarafından  sırf satışı geri bırakmak amacıyla kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde icra mahkemesi takibin ertelenmesi talebini reddeder, takip yani hacizdeki malın satış süreci devam eder. Üçüncü kişi, takibin ertelenmesi veya devamına ilişkin istihkak davası açabilir. Hacizde İstihkak Davasını Kimler Açabilir? Hacizde istihkak davasında mal borçlunun elinde haczedildiği için davayı açacak olan üçüncü kişidir. Davalı ise haciz koydurmuş olan alacaklıdır. Borçlu ile üçüncü kişinin malı birlikte elde bulundurmaları halinde de mal borçlunun elinde sayılır. Mal için hacizde istihkak davası açma yetkisi üçüncü kişiye aittir. Buna örnek olarak karı kocanın birlikte ellerinde bulunan taşınıra kocanın borcu için haciz uygulanması halinde diğer eş hacizde istihkak davası açma hakkına sahiptir. Hacizli malın üçüncü kişinin elinde olması halinde hacizde istihkak davasında ise davacı ve davalı değişmektedir. Bu durumda davacı alacaklı davalı üçüncü kişi olur. Hacizde İstihkak Davası Nasıl Açılır? Üçüncü kişi, takibin ertelenmesi veya devamına ilişkin icra mahkemesi kararının kendisine bildirilmesinden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açabilir. Üçüncü kişi bu yedi gün içinde istihkak davası açmazsa, haciz koydurmuş olan alacaklıya karşı  istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır. Bundan sonra alacaklı o malın satışını isteyebilir. Ancak üçüncü kişi borçluya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılmaz, borçluya karşı sebepsiz zenginleşme davası açabilir. Sebepsiz zenginleşme davasına dair detaylı bilgi için Farah Hukuk internet sayfasındaki ‘Sebepsiz Zenginleşme Davası Nasıl Açılır?’ makalesine bakabilirsiniz. […]

Read more

Haczedilemeyen Mal Ve Haklar

15 Eylül 2018

Haczedilemeyen Mal Ve Haklar kanunda sınırları açıkça belirtilmiş ve son dönemde içtihatlarla da oturmuş bir hal almıştır.Bu mal ve hakları ayrıntılı ele alacağız. Haciz Nedir? Haciz, kesinleşmiş bir icra takibini konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, talepte bulunan alacaklı lehine alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara icra dairesi tarafından hukuken el konulmasıdır. Ödeme emrinin yani takibin kesinleşmiş olmasına rağmen, borçlu borcunu ödemezse, alacaklı takibe devam edilmesini yani haciz isteyebilir. Böylelikle icra dairesi, borçlunun mallarını satar ve elde edilen para ile alacaklının alacağını öder. Genel haciz yolunun ödeme emrinin kesinleşmesinden sonraki aşamaları şunlardır; 1)Haciz 2)Hacizli malların paraya çevrilmesi yani satılması 3)Elde edilen paranın alacaklıya ödenmesi veya alacaklılara paylaştırılması Haczedilemeyen Mallar ve Haklar Nelerdir?  Borçlunun ekonomik değeri bulunan mal ve alacaklarının haczedilebileceği kabul edilir. Ancak borçlunun ve ailesinin yaşaması, ekonomik varlığını devam ettirebilmesi gibi nedenlerle borçlunun bazı haczedilemeyen mal ve hakları istisnai olarak düzenlenmiştir. Haczedilemeyen mallar ve haklar hakkındaki hükümler; ilamlı icra, ilamsız icra ve ihtiyati hacizde uygulanır. Genel olarak İcra ve İflas Kanununda düzenlenen haczedilemeyen mal ve haklar şunlardır; Tamamı Haczedilemeyen Mal ve Haklar Nelerdir ?   Devlet malları haczedilemez  Devlete karşı icra takibi yapılır. Ancak devlet malları haczedilemez. Devlet borçlarını kendisi öder ve bu hukuk devletinin bir gereğidir. Kamuda aksaklığa yol açılması engellenmiş olur. Devlet malları haczedilemeyen mal kapsamındadır.Köyün orta malları ve İl Özel İdaresinin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirler de bu kapsamda haczedilemeyen mal, hak ve ücretlerdendir. Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya haczedilemez Borçlunun mesleğini sürdürmesi için gerekli her türlü eşya haczedilemeyen mallardır. Örnek olarak borçlunun mesleği için gerekli olan önlük, tulum gibi eşyalar haczedilemeyen mallardır. Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu eşya aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri haczedilemez.Borçlu ve ailesi için gerekli olan ev eşyasının borçlunun sosyal durumuna göre tespit etmek gerekir. Haczedilemeyen mal gerekli ev eşyası olarak yatak, giysi dolabı örnek verilebilir. Borçlu çiftçi ise belli mallar haczedilemez  Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan alat ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları haczedilemeyen mallardır. Borçlu ve ailesinin idaresi için gerekli mallar haczedilemez Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları,Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsül için lazım olan tohumluğu,Borçlu bağ, bahçe veya meyve veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan alet ve edevat, Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları haczedilemez. Bunlar haczedilemeyen mal ve haklardandır. Askerlik malüllerine, şehit yetimlerine verilen harp malullüğü zammı ve diğer bazı gelirler haczedilemez Memleketin ordu ve […]

Read more

Haksız İcra Takibinden Dolayı Tazminat

13 Eylül 2018

Kişilerin Haksız İcra Takibinden Dolayı Tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır.Kanunda belirtildiği şekilde bu tazminatın şartlarını ve dava türünü ayrıntılı açıklayacağız. Haksız İcra Takibi Nedir? İcra takibi, borçlunun borcunu herhangi bir sebepten dolayı ifa etmemesi yani yapmaması, vermemesi gibi hallerde alacaklının bu borcu Devlet gücü ile tahsil etmek üzere İcra Müdürlüğü tarafından başlatılan takiptir. İlamsız icra takibinde haciz koyduran alacaklı haksız çıkarsa borçlunun ve üçüncü kişilerin haksız icra takibinden kaynaklanan zararlarını tazmin etmelidir. Bu sebeple haksız icra takibi yaptıran alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişinin zararlarından sorumludur. Haksız icra takibi yapıldığı takdirde haksız takibin borçlusu itiraz sürelerini kaçırmadan sebeplerini de belirterek İcra İflas Kanununa uygun olan itiraz dilekçesiyle borca itiraz etmelidir. İtiraz takibinde dava açma yükü alacaklıdadır. Ancak bu aşamadan sonra takibe devam edilebilmesi dava ile için yapılan itirazın kaldırılması ya da iptaline karar verilmesi gerekir. Haksız icra takibine uğrayan alacaklı kendisine dava açılmasını beklemeden alacaklının haksız icra takibi yaptığı gerekçesiyle zararlarını tazmin ettirmek için alacaklıya karşı tazminat davası açabilir. Bu tazminat davası genel mahkemelerde açılır. İcra takibinin haksız olarak açıldığının ve zararların ispatı gerekmektedir. Haksız icra takibinden dolayı açılacak tazminat davaları iki türlü olabilir; Haksız İcra Takibi Sebebiyle Maddi Tazminat Davası Haksız İcra Takibi Sebebiyle Manevi Tazminat Davası Haksız İcra Takibi Sebebiyle Maddi Tazminat Davası Maddi tazminat davası, hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen maddi zararın yani malvarlığındaki eksilmenin giderilmesidir. Haksız icra takibi sebebiyle maddi tazminat davası ile haksız icra takibine maruz kalan borçlu haksız icra takibi sebebiyle uğradığı maddi zararları talep edebilmektedir. Tazminat davası açılabilmesi için mevcut bir zarar veya mağduriyetin olması gerekir. Bunun ispatı davayı açan kişinin sorumluluğundadır. Tazminat davası ile mağduriyetin giderilmesi amaçlanmaktadır. Haksız icra takibi sebebiyle maddi tazminat talep edilebilmesi için; Haksız icra takibi Haksız icra takibinde tazminatı doğuran bir zararın varlığı Zararın haksız icra takibi nedeniyle doğması Haksız icra takibi ile ileri sürülen maddi zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı Maddi zararın belirlenmesinde kriter olarak; Doğrudan uğranılan maddi zarar Tarafların kusur oranı Maluliyet varsa maluliyet oranı esas alınır. Haksız İcra Takibi Sebebiyle Manevi Tazminat Davası Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Manevi tazminat ise manevi zararın giderim biçimidir. Manevi tazminat davası, hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle bireyin yaşadığı üzüntü ve elemin yol açtığı manevi zararın giderilmesini amaçlayan davadır. Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Haksız icra takibi sebebiyle manevi tazminat davası ile haksız icra takibine maruz kalan borçlu bu sebepten ötürü yaşadığı üzüntü ve elemin yol açtığı manevi zararı talep edebilecektir. Haksız icra takibi sebebiyle manevi tazminat açılıp açılamayacağı ile ilgili Yargıtay haksız icra takibi sebebiyle manevi tazminat davası açılacağını belirtmektedir. Haksız icra takibi sebebiyle manevi tazminat talep edilebilmesi için; Haksiz icra takibi Manevi zarara uğranması Zarar ile haksız icra takibi arasında uygun nedensellik bağı bulunması gereklidir. Haksız icra takibi sebebiyle manevi tazminat davasında hakim tazminat miktarını belirlerken saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında  şunları da dikkate alır; Tarafların kusur oranı Tarafların sıfatı İşgal edilen makam Tarafların sosyal durumları Tarafların ekonomik durumları Haksız icra takibi sebebiyle talep edilen manevi tazminat miktarı; Kişilik haklarını ihlal eden fiille tazminat miktarı arasında makul bir oran olmalı Bir tarafın zenginleşmesine yol […]

Read more

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu ve Cezası

7 Ağustos 2018

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu ve Cezası Borçlu ile alacaklı arasındaki ilişki bir icra takibine başladıktan sonra borçlunun önceki iki yıl içinde alacaklısını zarara sokmak kastıyla(bilerek isteyerek hedefleyerek kötü niyetli olarak) mallarını adından çıkarıp veya telef ederek veya başkalarına devretmesi durumunda alacaklılarını zarar uğratmış sayılır. Zarar uğrayan alacaklılar ise haciz işleminden önceki iki yıl içinde yapılan bu işlemleri İİK madde 331 kapsamında aleyhine aciz belgesi(hacze kabil mal bulunmamasını) alıp veya borçlunun herhangi bir malı olmadığını ispat etmesi durumunda şikayeti üzerine altı aydan  üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılmasını talep edebilir. Günümüz hukukunda borçlu sadece borcunu ödememiş olması sebebiyle suçlu sayılamamaktadır. Ancak borcunu ödeyebilecek durumdayken alacaklılarından mal kaçırıyor ve bunu kötü niyetli olarak yapıyorsa bu suç teşkil etmektedir. Önemli olan kişinin mal kaçırırken amacının kötü niyetli olmasıdır kişi borçlusunu zarara uğratmak amacıyla Şahıslar bakımından alacaklıyı zarar uğratma suçu İİK’nun 331. maddesinde düzenlenmektedir. Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçunun Şartları İcra İflas Kanununda ‘’Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksilten borçluların cezası” başlıklı  331. maddeye göre alacaklının borçluya yönelttiği haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içerisinde borçlu; Alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, Mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, Telef ederek veya kıymetten düşürerek Hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa(Hileli bir anlaşmadır, gizli veya açık şekilde yapılabilir, uygulamada sıklıkla karşılaşılmaktadır) yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya Asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, Aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, borçlu altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Burada beraber öngörülen hapis ve adli para cezaları seçimlik ceza niteliği taşımaz, hakim her ikisine aynı anda hükmedecektir. İlgili madde hükmünün diğer fıkralarına göre İflas takibi veya doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce yukarıda sayılan fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu fiiller başka bir suç oluştursa dahi bu hükümler uygulanacaktır. Konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır. Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedi(elde bulunduran kişi)  iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu suçların takibi alacaklının şikayetine bağlıdır. Re’sen(kendiliğinden) soruşturulması mümkün değildir. Alacaklıyı zarara uğratma cezası nedir? Modern günümüz hukukuna göre bir kişi yalnızca borcunu ödemediği gerekçesi ile suçlu sayılamaz. Fakat, borcun ödenmemesi için hileli yollara başvurulması durumlarında borçlunun cezai sorumluluğu gündeme gelecektir, hapis cezası öngörülmesi ve  bu tür eylemlerin suç sayılması modern ceza hukukuna uygun düşmekte,güncel uygulamalarda yer bulmaktadır. Borçlunun yukarıdaki eylemlerinin suç sayılabilmesi için, ‘’Alacaklılarını zarara sokmak kastıyla(bilerek isteyerek),kötü niyetli olarak’’ hareket etmiş olması gerekir. Suçun oluşması için ‘’genel kast’’ yeterli görülmemiş ve sanığın ‘’Alacaklılarını zarara sokmak kastıyla’’ hareket etmiş olması(özel kast) aranmıştır yani kişi özellikle alacaklılardan mal kaçırma hedefiyle bu işlemi yapmış olmalıdır. Suçun maddi ve manevi unsurlarının da oluşması ile tipiklik unsuru şartı gerçekleşerek borçlunun cezai sorumluluğu gündeme gelecektir. Ticaret şirketlerinin alacaklıyı zarara uğratma sorumluluğu ise İİK’nun 333.maddesinde düzenlenmektedir. Madde özetle: Şirketin yetkilisi alacaklıları zarara uğratmak,onlardan mal kaçırmak kastıyla yaptığı işlemlerden sorumludur. Bu sorumluluk kişilerin şikayetine bağlıdır. […]

Read more

İtirazın İptali İle İtirazın Kaldırılması Davaları

6 Nisan 2018

İcra Hukukunda İtirazın Kaldırılması Prosedürü Nasıldır? İcra takibinde borçlu taraf, ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmiş ise alacaklı bu itirazı ancak iki yola başvurmak suretiyle kaldırma imkanına sahiptir. Bunlardan biri icra hukukunda İtirazın kaldırılması, diğeri ise itirazın iptali davası açmaktır. Bu anlamda borçlu ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş ise alacaklı ya genel mahkemelerde açacağı itirazın iptali davası ile yada icra mahkemelerinde itirazın kaldırılmasını talep etmekle, itirazı kaldırabilir. Alacaklı bakımından itirazın kaldırılması, oldukça basit ve çabuk olan bir yoldur. İcra hukukunda itirazın kaldırılması prosedürü esasen bir dava sürecini ifade etmemektedir. Alacaklının, borçlunun itirazının kaldırılmasını talep edebilmesi için  İcra İflas Kanunu’nun 68. maddesinde belirtilen belgelerden birini elinde bulundurmalıdır. Şayet bu belgelerden biri alacaklıda bulunmuyorsa bu halde alacaklı söz konusu itirazın kaldırılmasını, ancak genel mahkemelerde açacağı bir itirazın iptali davası ile talep etme hakkına sahiptir. Nitekim itirazın iptali davası açan bir alacaklı kural olarak itirazın kaldırılması yoluna başvuramaz. Fakat tam tersi alacaklının itirazın kaldırılması yoluna başvurmuş olması, şayet aşağıda yer alan belgeler elinde bulunuyor ise itirazın kaldırılması yoluna başvurmasına engel değildir. Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede, Resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye dayanıyor ise, Alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren 6 ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre hak düşürücü süredir. İtirazın İptali Davası Nedir? İcra Hukukunda itirazın iptali davası İcra İflas Kanunu’nun 67. Maddesi uyarınca hüküm altına alınmıştır. Bu davanın konusunu, icra takibinde yer alan ve borçlu tarafından itiraza uğrayan kısım oluşturmaktadır. İtirazın iptali davası, alacaklı tarafından itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılır. Borçlu tarafından borcun tamamına, yada bir kısmına itiraz edildiği hallerde de alacaklı itirazın iptali davası açabilir. Hatta imzaya itiraz ile faize itiraz edilmesi durumunda da anılan dava açılabilir. Ödeme Emri Nedir? Ödeme emri ile borçluya, borcu ödemesi veya borca ilişkin itirazı varsa bildirmesi (borcunuz olmadığına, borcunuzun zaman aşımına uğradığına veya borcunuzu daha önce ödediğinize dair ve benzeri itirazlarınız) ve bunları yapmaması halinde mallarının haczedileceği icra dairesi tarafından ihtar edilmektedir. Ödeme Emrine İtiraz Hangi Sürede ve Nasıl Yapılır? Ödeme emrine itiraz süresi 7 gündür. Bu süre ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği  tarihten itibaren başlamaktadır. Ancak takibin bir kambiyo senedine istinaden yürütülmesi halinde (çek,bono,poliçe) ödeme emrine itiraz için süreniz 5 gündür ve itirazı bir dilekçe ile icra mahkemesine yapmanız gerekmektedir. Borçlu ödeme emrine 7 ve 5 günlük süreler  içerisinde itiraz etmez (detaylı bilgi için icra takibine itiraz) veya itiraz ederde söz konusu itirazı reddedilirse ödeme emri kesinleşecektir. Bu anlamda süreler kesin niteliktedir ve geçirmeniz halinde icra takibi bakımından aleyhinize bir durum ortaya çıkacağını bilmeniz de fayda vardır. İcra takibine itiraz edilerek takibin durdurulması halinde, takibin devamını sağlamak için ne yapılmalıdır? İcra takibine devam edilebilmesi için, borçlu tarafından icra takibine yapılan itirazın alacaklı tarafından hükümden düşürülmesi gerekmektedir. Bu hususta alacaklı olarak sahip olduğunuz iki ayrı imkan mevcuttur. Bunlar yukarıda detaylı açıklanan, itirazın kaldırılması yoluna başvurmak ve itirazın iptali davası açmaktır. İtirazın İptali Davasında Hak Düşürücü Süre Nasıldır? Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren 1 yıllık süre içerisinde itirazın iptali davasını açmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir. Dolayısı ile mahkemece re’sen dikkate alınır. Bu anlamda 1 yıllık süre dolduktan sonra açılan itirazın […]

Read more

İstirdat Davası Nasıl Açılır?

5 Nisan 2018

İstirdat Davası Nedir? Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkemesi tarafından kaldırılmış olması nedeni ile kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı iddiasında bulunma hakkına sahiptir. Böyle bir borçlu, borcu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada icra veznesinde yer alan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı aldırabilir. Bu anlamda borçlu, aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanmasını takiben icra takibinin iptalini de sağlayabilecektir. Fakat borçlu, yukarıda açıklandığı üzere menfi tespit davası açmamış ve borcuda cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesini sağlamak için dava açma hakkını haizdir. İşbu dava istirdat davası olarak adlandırılmaktadır. Bu anlamda istirdat davası ile  esasen icra takibi esnasında sebepsiz olarak ödenmiş olduğu iddia edilen bir paranın geri verilmesi istenmektedir. İstirdat Davası Şartları Nelerdir? İstirdat davası açabilmek için kanunda öngörülen bazı şartların vuku bulması gerekir. İstirdat davası açabilmek için, dava ile geri verilmesi istenen paranın icra takibi sırasında ödenmiş olması gerekmektedir. Örneğin para borçlu tarafından icra dairesine ödenmiş olabilir. Bir başka ihtimalde borçlunun mallarının haczedilmek suretiyle satılması ile ödeme yapılmış olabilir. Her iki halde de istirdat davası açmam mümkündür. Borçlu, esasen borçlu olmadığı bir parayı cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olmalıdır. Örneğin, borcu doğuran sözleşme hata yada hile nedeni ile geçersiz ise borcu bu sözleşmeden kaynaklanan borcu ödemesi halinde esasen borcu olmadığı halde ödeme yapmış sayılır. İstirdat davası, 1 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Hak düşürücü süre, mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu süre borç olmayan paranın, icra dairesine tamamen ödendiği günden itibaren başlar. Dolayısı ile dava bu süre içerisinde açılmalıdır. Menfi Tespit Davasının İstirdat Davasına Dönüşmesi Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın %15 ‘inden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15 ‘inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yolu ile icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Nitekim borçlu menfi tespit davası açmış olsa dahi, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun ödenmesi üzerine, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilebilir. İstirdat Davası Neden Açılır? İstirdat davasının açılmasında amaç, davayı açacak olan borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi, veya itiraz edip de itirazının kaldırılmış olması nedeni ile aleyhine kesinleşen icra takibi dolayısı ile, cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı ve fakat gerçekte borçlu olmadığı paranın kendisine geri verilmesini sağlamaktır. B u anlamda istirdat davası açma hakkı ile esasen borçlu olmadığı bir parayı sırf evine veya iş yerine icra gelir korkusu ile ödemiş olan kimseler hukuki anlamda koruma altına alınmıştır. İstirdat Davası Nasıl Açılır? İstirdat davası davacı, yani borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında ödeme yapan kişi tarafından görevli ve yetkili mahkeme nezdinde sunulacak bir dava ile açılabilir.  Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur. Yani ödediği parayı ödemekle yükümlü olmadığı […]

Read more

Senet Üzerinde Oynama (Tahrifat)

3 Nisan 2018

Senet Nedir? Senet günlük hayatın içerisinde çokça kullandığımız ve hukuki açıdan uygulamada davaya konu olayların iddiaları ve ispatı bakımından çok önemli bir delil niteliğini haizdir. Ticari hayatın olağan akışı içerisinde ödeme aracı olarak kullandığımız senetler ile bir ürün veya hizmet karşılığında belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt ederiz. Bu anlamda senet bir hukuki ilişkiyi ifade etmek üzere karşı tarafa imzalanarak verilen belge olarak tanımlanabilir. Kambiyo Senetlerinde Tahrifat ve Cezası Senetler, adi nitelikli senet ve resmi senetle olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kambiyo senetleri ise Türk Ticaret Kanunu uyarınca hüküm altına alınan özel nitelikli senetlerdir. Kambiyo senetleri, çek, bono ve poliçedir. Kambiyo senetleri Türk Ceza Kanunu uyarınca resmi belge olarak kabul edilirler. Dolayısı ile kambiyo senetleri üzerinde oynama, tahrifat yapılması durumunda resmi belgede sahtecilik suçu vuku bulur. Kambiyo senetleri ticari hayatta oldukça yaygın kullanılan ve tedavül kabiliyetini haiz senetlerdir. Bu anlamda esasen, bu senetlerin üzerinde değişiklik yapılması tarafların karşılıklı anlaşması ile mümkündür. Örneğin taraflar karşılıklı anlaşmak suretiyle mevcut bulunan poliçeyi yok ederek yeni bir poliçe düzenleyebilirler. Fakat senet şayet daha önceden ciro edildiyse böyle bir durumda senede konu borçtan cirantalar, yani kendisine senet ciro edilenlerde sorumlu olacağından dolayı kural olarak ciro edilen bir kambiyo senedi üzerinde yapılmak istenen her türlü değişiklik herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından senet borçlularının yani cirantaların imza atması koşulu ile geçerli olur. Aksi şekilde senet üzerinde yapılan her tür oynama, tahrifat kambiyo senetlerinin resmi belgelerden olması sebebi ile resmi belgede sahtecilik suçunu gündeme getirir. Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Nedir? Resmi belgede sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 2014. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Bu anlamda resmi belgede sahtecilik suçu kamu güvenine karşı işlenen suçlar kategorisinde yer almaktadır. Resmi belgede sahtecilik suçu bir resmi belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek veya sahte bir resmi belgeyi kullanmak seklinde tanımlanabilir. Bu anlamda resmi belgede sahtecilik suçu üç farklı seçimlik hareketle de işlenebilir. (Detaylı bilgi için Sahtecilik Suçu Nedir konulu yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.) Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Cezası Nedir? Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen ve/veya gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Kamu Görevlisi Tarafından İşlenmesi Resmi belgede sahtecilik suçunun bir kamu görevlisi tarafından işlenmesi durumunda hükmolunacak ceza suçun temel şekline nazaran daha fazladır. Bu anlamda görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen yada gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ayrıca sahtecilik suçuna konu resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır. Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Şikayete Tabi midir? Resmi belgede sahtecilik suçu şikayete tab suçlardan değildir. Dolayısı ile suçun işlendiğinin adli makamlara intikal etmesi ile birlikte yetkili makamlar tarafından soruşturma ve kovuşturması re’sen yapılır. Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Mağduru Kimdir? Resmi belgede sahtecilik suçu, bir kişiye karşı işlense dahi anılan suç bakımından mağdur devlettir. Zira resmi belgelerde sahtecilik suçunun işlenmesi toplumun yani kamunun bu belgelere duyduğu güveni azaltmaktadır. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nda kamu güvenine karşı […]

Read more

Karşılıksız Çek Nasıl Tahsil Edilir?

2 Nisan 2018

Çek Nedir? Çek, ticari hayatta ödeme aracı olarak kullanılan ve Türk Ticaret Kanunu’ nda sınırlı sayıda belirlenmiş olan kambiyo senetlerinden biridir. Çekin tahsili bakımından İcra ve iflas hukukumuzda kambiyo senetlerine özgü takip yolları, haciz yolu ve iflas yolu ile olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Çekte bulunması kanunen zorunlu olan bazı kayıtlar öngörülmüştür. Şayet çek bu kayıtları ihtiva etmiyor ise geçersizdir. Karşılıksız Çek Nedir? Çek ticari hayatta para yerine geçmek üzere kullanılan bir ödeme aracıdır. Dolayısı ile ticari hayatta çok sık kullanılmaktadır. Çekte muhatap bankadır. Bu anlamda çekin tahsili yani paraya çevrilmesi yönünde bankaya başvurulur. Fakat bazen elinizde çek bulunmasına rağmen bankaya gittiğinizde size çekin üzerinde belirtilen tutarın ilgili kişinin yani hamilin hesabında olmadığını ve bu sebeple de size ödeme yapamayacaklarını belirtirler. İşte böyle bir durumda başvurduğunuz banka çekin üzerine karşılıksızdır ibaresini de ekleyerek size ödeme yapmadan çeki geri verir. Bu husus karşılıksız çek olarak isimlendirilir. Sahte Çek Nedir? Sahte çek tanzim etmek ve kullanma ceza hukuku anlamında bir suçtur. Çek ticari hayatta yaygın kullanımı ve tedavül kabiliyeti gözetilerek resmi nitelikli bir belge olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle sahte çek tanzim ederek kullanan kişiler resmi belgede sahtecilik suçunu işlemiş olmakta dolayısı ile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları gerekmektedir. Sahte çekin piyasaya sürülerek kullanılması halinde esasen dolandırıcılık suçu da işlenmiş olunmaktadır. Konu ile ilgili emsal yargıtay kararları dolandırıcılık suçunun çek kullanmak sureti ile işlenmesi halinde cezayı arttırıcı nitelikli hal söz olduğu ve bu nedenle faile daha ağır bir ceza verilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Çek Alırken Dikkat Etmeniz Gereken Hususlar Nelerdir? Çekte bulunması kanunen zorunlu olan bazı kayıtlar öngörülmüştür. Şayet çek bu kayıtları ihtiva etmiyor ise geçersizdir. Bu nedenle çek alırken çek sözcüğünün bulunup bulunmadığını, belirli bir miktarın kayıtsız şartsız ödenmesi konusunda havaleyi içerip içermediğini, muhatap, düzenleme tarihinin bulunmasını ve düzenleyenin imzasını ihtiva etmesine muhakkak dikkat etmeniz gerekir. Ayrıca  TTK /780-1 ‘e yapılan eklemeler ile banka tarafından verilen seri numarası ile kare kod çekin mutlaka ihtiva etmesi gereken zorunlu unsurlar arasına dahil edilmiştir. Fakat yabancı bankalar tarafından bastırılan çekler bu zorunluluktan muaf tutulmuştur. Karşılıksız Çeklerde Bankanın Sorumluluğu Nedir? Banka karşılığı hiç bulunmayan bir çek olması durumunda ve çek bedelinin 1000 Türk Lirası veya üzerinde olması şartıyla, 1000 Türk Lirası, şayet çek bedeli bu meblanın altında ise çek bedelini, meşru hamile ödemekle yükümlüdür. Karşılıksız Çekten Dolayı Uygulanacak Cezai Yaptırım Nedir? Karşılıksız çekten dolayı cezai yaptırımın uygulanabilmesi için öncelikle aşağıdaki şartlara uygun olan bir çekin bulunması gerekmektedir. Şeklen tam birçek bulunmalıdır. Çek ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmiş olmalıdır. (İbraz sürelerinin ne olduğu hususunda Çelik Hukuk Bürosu avukatlarından destek alabilirsiniz.) Çek, ibraz günü tamamen veya kısmen karşılıksız çıkmalıdır. Karşılıksızdır olgusu tespit ettirilmiş olmalıdır. Hukuk Bürosu

Read more

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu ve Cezası

28 Mart 2018

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu Nedir? Bedelsiz senet, ödenmiş ve/veya ödenmesine gerek olmayan bir senedi ifade etmektedir. Bu anlamda bedelsiz senette senet borçlusu bulunmamaktadır. Söz konusu ödemenin senedin esas borçlusu veya başka bir kişi tarafından yapılmış olması arasında bir fark yoktur. Bedelsiz senedi kullanma suçu ise senedin borçlusu tarafından bedeli ödenmiş olan bir senedin, alacaklı tarafından icraya takibine konu edilmesi, ciro edilmesi veya devredilmesi şeklinde tezahür etmektedir. Bu anlamda bedelsiz senet kullanma suçunda, bedeli tamamen veya kısmen ödenmiş olan bir senedin ödenmiş olduğu dikkate alınmaksızın hukuka aykırı olarak kullanılması söz konusu olmaktadır. Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir? Senet günlük hayatın içerisinde çokça kullandığımız ve hukuki açıdan uygulamada davaya konu olayların iddiaları ve ispatı bakımından çok önemli bir delil niteliğini haizdir. Ticari hayatın olağan akışı içerisinde ödeme aracı olarak kullandığımız senetler ile bir ürün veya hizmet karşılığında belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt ederiz. Bu anlamda senet bir hukuki ilişkiyi ifade etmek üzere karşı tarafa imzalanarak verilen belge olarak tanımlanabilir. Bedelsiz senedi kullanma suçu Türk Ceza Kanunu’nun 156. maddesi uyarınca hüküm altına alınmıştır. Madde hükmünde yer alan senet ifadesi, adi senet, çek, bono, poliçe ve benzeri diğer tüm senetleri de kapsamı dahiline almaktadır. Senedin bedelsiz kalması ise senede bağlanan borcun tamamen veya kısmen ödenmesi yani borcun kapatılmasını ifade etmektedir. Bedelsiz senedi kullanma suçunda, tamamen veya kısmen ödenmiş bir senet ödendiği dikkate alınmaksızın ve ödendiği halde tahsil edilmesi amacı senedin başkasına devredilmesi, senedin teminat olarak bankaya verilmesi, senedin tahsilini sağlamak amacı ile icra işlemlerinin yapılması şeklinde ki seçimlik hareketlerin işlenmesi söz konusudur. Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunda İspat Yükü İspat yükü genel olarak iddia edene aittir. Dolayısı ise bedelsiz senedi kullanma suçunun işlendiğini iddia eden kişi söz konusu suça ilişkin iddialarına dayanak göstermelidir. Bedelsiz senedi kullanma suçunun ispatı bakımından kural olarak anılan suçun ispatı yazılı delil ile yapılmalıdır. Bu anlamda yazılı delil, senedin bedelsiz olduğunu yani tamamen veya kısmen ödendiğini ve ödenmesine rağmen tedavül edildiğini veya tahsili için müracaat edildiği yönündeki bilgileri kapsayabilir. Esasen kural olarak bedeli ödenen bir senet, alacaklı tarafından borçlusuna verilmelidir. Fakat bedeli ödenmiş olan bir senet alacaklı tarafından senedin borçlusuna verilmemiş yani teslim edilmemiş olsa dahi, bedelsiz senedi kullanma suçunun vuku bulabilmesi için alacaklı tarafından senedin kullanılması gerekmektedir. Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunun Cezası Nedir? Türk Ceza Kanunu’nun 156. Maddesi hükmü uyarınca bedelsiz kalmış bir senedi kullanan kimse hakkında, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasına hükmolunur. Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunda Şikayet Türk Ceza Kanunu’nda bazı suçlar bakımından şikayet dava şartı öngörülmüştür. Bu anlamda anılan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır. Bedelsiz senedi kullanma suçu da şikayete tabi suçlardandır. Bu anlamda şikayet süresi, suç mağdurunun senedin fail veya failler tarafından kullanıldığını öğrenmesi tarihinden başlamak üzere 6 aydır. Dolayısı ile süresi içerisinde kullanılmayan şikayet hakkı ortadan kalkacaktır. Bedelsiz Senedi Kullanma Suçuna Uzlaşma Bedelsiz senedi kullanma suçu kural olarak uzlaşmaya tabi suçlardandır. Uzlaştırmaya tabi bir suçun söz konusu olması halinde kural olarak, soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı veya onun talimatı ile kolluk görevlileri suç mağduru veya suçtan zarar gören ile şüpheliye uzlaştırma teklifinde bulunur. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören kişi uzlaştırmaya yönelik olan bu teklife 3 gün içerisinde yanıt vermediği taktirde uzlaşmayı reddetmiş sayılır. Bu […]

Read more