AVUKAT SOR
HEMEN ARAYIN

Yaş Düzeltme, Küçültme ve Büyütme Davası

12 Ağustos 2018

Yaş Düzeltme, Küçültme ve Büyütme Davası Konusunda ayrıntılı bilgi verelim.konuya ilişkin görevli yetkili mahkeme ve bu davayı kimler açabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapalım. Yaş Büyütme Davasında Mahkemenin Şartları Nelerdir? Yaş büyütme davasında hukukumuz sıkı şartlar öne sürmüştür.İlk olarak hastane de veya doğum evinde doğmamış olması gerekir.İkinci olarak değiştirilmek istenen yaş dış görünüşüne uygun olmalıdır.Son aranan şart ise değiştirilmek istenen yaşta bir kardeşin olmaması gerekir. Bu aranan şartların gerekçeleri ise hastane veya doğum evinde doğmamış olma gerekçesi yazılı bir belgenin varlığında davanın reddine karar verilir.Değiştirilmek istenen yaşın dış görünüşe uygun olması abes bir görünüm olmasını engellemek amacıyla düzenlenmiştir.Gerçek yaşından 1 2 yaş düzeltmelerde sorun olmamaktadır.Kardeş hususuna gelirsek dava bu durumda reddedilecektir.Çünkü biyolojik olarak imkansız olduğunda değiştirilmek istenen yaşta olması imkansızdır. Bu da davanın reddedilmesini sağlar. Yaş Düzeltme Davası Nasıl Açılır? Yaş düzeltme davaları genellikle nüfusa yanlış kaydedilmekten dolayı açılır.Ya da erkeklerde asker sorununu kaldırmak için açılır.Sadece bu nedenlerle değil bir çok sebepten ötürü bu dava açılmaktadır. Yaş değişikliği hususu nüfus kanununda düzenlenmiştir.Yaş büyültme,küçültme ve düzeltme davası asliye hukuk mahkemesinde açılır.Bu davalarda ise davayı açmak isteyen kişinin oturduğu yer mahkemesidir.Yaş düzeltme davası yalnızca bir kere açılır. Yaş düzeltme davası uzman bir avukat yardımıyla açılır ve bu avukat davanın gerektirdiği prosedürleri davacı için takip edip doğru bir şekilde uygular. Yaş Küçültme Şartları Nelerdir? Yaş küçültme davasında en önemli şart tescil engelinin olmamasıdır.Yaşını küçültmek isteyen kişi kardeşi varsa kendisiyle kardeşi arasında en az 180 gün yaş farkı olmalıdır.Herhangi bir devlet hastanesinden kemik grafiği çekilmesi ve buna dayalı hastane raporunun olması zorunlu bir kuraldır.Son olarak tanık beyanına gerek vardır.Bu beyanla mahkeme müspet karar verir. Yaş Düzeltme ,Büyütme Ve Küçültme Davalarında Gerekli Belgeler Yaş düzeltme,büyütme ve küçültme davalarında gerekli olan belgeler nüfus kaydı,sabıka kaydı ve hastane doğum tutanağıdır.Bu belgelerin olmaması durumunda bu dava açılamamaktadır. Yaş Düzeltme ,Büyültme Ve Küçültme Davası Görülme Usulü Bu davanın görülme usulünde ,yaş değişikliğini yapmak isteyen kişinin aranan şartları yerine getirip getirmediğine bakılmasıdır.Şartların yerine getirilmesi durumunda bir avukata vekaletname çıkarılması.Mahkemenin bildirdiği iki tanıkla birlikte davanın açılması.Davanın açılacağı gün duruşma günü tanıkların beyanlarının ve mevcut delillerin olmasıyla mahkemenin yaş değişikliğine karar vermesi.Gerekçeli kararın yazılması.Mahkeme tarafından verilen kararın mahalli bir gazetede ilan edilmesi.Son olarak ta kararın kesinleşmesi.Yaş değiştirme davası bu şeklide ilerler. Ve bu süre 2 ile 4 ay arasında ilerler.Bu süre mahkemenin yoğunluğuna göre de değişebilmektedir. Yaş Büyültmede Askerliğin Durumu Yaş büyütme davası genellikle askerlik sorununu ortadan kaldırmak için açılıyor.Lakin yaş büyütme davasının açılması ve büyütülmesi durumunda bile bedelli askerlikten yararlanılamıyor.Yani bedelli askerlik sınırı 28 yaş olarak hesaplanmıştır. Yaşı 26 olan bir kişinin mahkeme yoluyla yaşını 28e büyütmesi durumunda bile bedelli askerlikten yararlanamamaktadır. Yaş Düzeltme Davasını Kimler Açabilir? Yaş düzeltme davasını türküye cumhuriyetinde kayıtlı olan her vatandaş açabilir.Reşit olmayan kişiler için veli veya vasileri bu davayı açabilirler. Yaş Büyütme Davası Ne Kadar Sürer? Yaş büyütme davası 2-4 ay sürmektedir. Lakin mahkemenin yoğunluğuna göre bu süre değişebilir.Eğer ki mahkeme kemik tespiti isterse dosyanın adli tıpa gönderilip incelenmesinden dolayı bu süre uzayabilir. Yaş Düzeltmelerinde Görevli Ve Yetkili Mahkeme Nüfus kayıtlarında ki yanlışların giderilmesi için açılan yaş düzeltme davalarında davayı açacak kişiler ile ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine cumhuriyet savcıları tarafından yaşadığı adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır.Yani yaş düzeltme davaları, genel itibariyle davacının […]

Read more

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası ve Gerekli Bilgiler

14 Mart 2018

Nüfus Kaydı Nedir? Türk vatandaşı olarak doğan her insanın bir nüfus kaydı bulunmak zorundadır. Kişinin doğumunu takiben nüfus kaydı yani aile kütüğü açılmaktadır. Nüfus kütükleri; kişilerin kimliklerinin, yerleşim yeri adreslerinin, aile bağlarının, vatandaşlık durumlarının ve şahsî hallerinin belirlenmesi amacıyla ilçe ve aile esasına göre nüfus olaylarının tescil edildiği, daimî olarak saklanması gerekli resmî belgelerdir. Her mahalle veya köy için ayrı aile kütüğü tutulur. Nüfus Kayıtlarında Bulunan Bilgiler Nelerdir? Nüfus kayıtlarında yani aile kütüklerinde yer alması gereken bilgiler; Aile kütüklerinde aşağıdaki bilgiler bulunur; Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, Kayıtlı bulunduğu il, ilçe, köy veya mahalle adı ile cilt, aile ve birey sıra numarası, Kişinin adı ve soyadı, cinsiyeti, baba ve ana adı ile soyadları, evli kadınların önceki soyadları, Doğum yeri ile gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi ve kütüğe kayıt tarihi, Evlenme, boşanma, soybağının kurulması veya reddi, ölüm, vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklik veya yetkili makamlarca yapılan düzeltmeler, Dini, Medenî hali, Yerleşim yeri adresi Fotoğrafı. Türkiye’de aile kütüğü bulunmayan ve yabancı ülkelerde oturan vatandaşlar Bakanlığın göstereceği bir nüfus müdürlüğünde açılacak aile kütüğüne kaydedilir. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Nedir? Nüfus kaydının düzeltilmesi davası biyolojik anneye yada biyolojik anne olduğunu iddia eden kadına ve/veya biyolojik anne olmadığı halde düzeltilmesini istediği nüfus kaydında anne olarak yer alan kadına ve/veya anne adının yanlış yazıldığını düşünen çocuğa verilmiş olan, nüfus kaydının düzeltilmesi talebini içermektedir. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılır? Nüfus kaydının düzeltilmesi davası aleyhine nüfus kaydı düzeltilmek istenen kişi ve ilgili Nüfus Müdürlüğü davalı gösterilmek suretiyle açılabilir. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında Davacı ve Davalı Kimdir? Nüfus kayıtlarında yanlışlık olan veya eksik bilgi olan herkes nüfus kaydının düzeltilmesini talep edebilir. İlgililerin nüfus kayıtlarında tam ve doğru bilgilerin yer almasına, veya yanlış tutulan kayıtların düzeltilmesine ilişkin taleplerini konu edinen dava, nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmaktadır.Bunların dışında nüfus kaydında bir yanlışlık veya eksiklik olduğu kanaatinde olan ilgili herkes bu davayı açmaya ehildir. Ayrıca kamu düzenini ilgilendiren durumlarda resmi dairenin başvurduğu Cumhuriyet Savcısı da bu davayı açabilmek bakımından yetkilidir. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında İddiaların İspatı Nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin talepleri konu edinen davalar kural olarak ve hukuki nitelikleri itibariyle kamu düzeniyle ilişkilidir. Bu nedenle her türlü sair delil ve belge ile ispat olunabilir. Anılan davaların yine kamu düzeniyle ilişkili olmasının bir diğer sonucu, tarafların iddiaları ile ilişkili olarak ortaya koyduğu bilgi ve belgelerle Mahkemenin yetinmeyecek olmasıdır. Dolayısıyla mahkeme nüfus kaydının düzeltilmesini konu edinen bir dava tarafların ortaya koyduğu delillerle bağlı değildir. Re’sen araştırma yapan mahkeme maddi gerçekliği ortaya koymakla yükümlüdür. Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Sonuçlandıktan Sonra Nüfus Kaydı Nasıl Düzeltilir? Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında Mahkemece verilen hüküm kesinleştikten sonra, nüfus kaydına işlenir. Bu anlamda dava sonucunda mahkeme kendiliğinden Nüfus Müdürlüğü’ne durumu nüfus kaydına ilişkin tespitini bildirir ve resmi daire de gerekli işlemleri yapar. Genel Müdürlük ve nüfus müdürlükleri, mahkemece verilen kararlar hakkında her türlü kanun yoluna başvurmaya yetkilidir. Nüfus Kaydının İptali Davası Nüfus kaydının iptali davası, esasen usulüne göre düzenlenmemiş bir belgeye dayanılarak tesis edilmiş nüfus kayıtları Genel Müdürlüğün ya da nüfus müdürlüklerinin göstereceği lüzum üzerine mahkemece verilecek kararla iptal edilmesini ifade etmektedir. Nüfus kütüğüne düşülmüş olan şerh ve açıklamaların iptal edilmesi de aynı usûle tâbidir. Türkiye’de  Oturan Yabancıların Nüfus Kayıtları Nasıldır? […]

Read more

Belirsiz Alacak Davası ve Şartları Nelerdir?

13 Mart 2018

Belirsiz Alacak Davası Nedir? Bilhassa para alacaklarına ilişkin davalarda davacı, talebini belirtmek zorundadır. Zira prensip olarak hakim, davacının talebi ile bağlıdır. Yani talep edilenden daha azına hükmedebilmekle beraber daha fazlasına hükmedemeyecektir. Ancak bazı hallerde davacının alacağını dava açarken belirlemesi mümkün değildir. Uygulamada bu durumla en fazla manevi tazminat davalarında ve haksız fiilden doğan tazminat davalarında rastlanmaktadır. Davacının, davasını açarken dava konusu talep sonucunu belirlemesinin kendisinden beklenemeyeceği durumlarda veya belirlemesinin imkansız olduğu durumlarda belirsiz alacak davası açması söz konusu olur. Bu anlamda, eski dönemde yargıtay içtihatlarında değinilen ile öngörülen belirsiz alacak davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113. Maddesi birinci fıkrası hükmünde düzenlemiştir. Dolayısı ile dava açıldığı tarihte alacağını tam veya kesin olarak belirleyemeyen davacı, belirsiz alacak davası açabilir. Belirsiz Alacak Davasının Şartları Nelerdir? *Talep sonucunun miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin imkansız veya davacıdan beklenemeyecek olması gerekir. *Davacı, dava dilekçesinde azami talep sonucu belirtmelidir. Bu anlamda davacı kişi, hukuki ilişki veya alacağa dair asgari bir miktarı ifade etmelidir. *Davacı, dava dilekçesinde talep sonucunu dayandırdığı tüm olayları tam ve eksiksiz olarak bildirmelidir. Belirsiz Alacak Davasını Kimler Açabilir? Belirsiz alacak davası yalnızca para alacakları bakımından söz konusu olur. Dolayısı ile yalnızca para alacaklarının talep edildiği davaların belirsiz alacak davası olarak açılması mümkündür. Bu anlamda söz konusu davayı açabilecek kişiler bakımından bir sınırlama bulunmamaktadır. Örneğin kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı, uğradığı manevi zararı davanın açıldığı tarihte tam veya kesin olarak tespit edemiyor ise manevi tazminat talebini belirsiz alacak davası olarak ileri sürebilecektir. Bir başka örnekte bir iş kazasında kolunu kaybetme riski bulunan  mağdur işçi, maddi açıdan uğradığı zararın henüz tespit edilmesi mümkün olmadığından dolayı maddi ve manevi tazminat taleplerini belirsiz alacak davası olarak ileri sürme hakkına sahiptir. Haksız Rekabet Nedeniyle Belirsiz Alacak Davası Açılabilir Mi? Haksız rekabet nedeniyle zarar gören kişi, kural olarak haksız rekabet nedeniyle uğradığı zararı tam olarak belirtmese dahi, hakim kişinin uğradığı zararları dikkate almak sureti ile tazminata hükmedecektir. Bu nedenle, haksız rekabet nedeniyle açılacak davalarda davacı kişinin, tazminata ilişkin bir miktar belirtmesi kendisinden beklenmemektedir. Kısmi Dava Nedir? Davacının, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil o an için belli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir. Kısmi dava, davacının yalnızca bölünebilir nitelikte talepleri bakımından söz konusudur. Örneğin, para alacakları kısmı davaya konu edilebilir. Belirsiz Alacak Davası ile Kısmi Dava Arasındaki Farklar Nelerdir? Kısmi davada davacı, dava dilekçesinde mahkemece hükmedilmesini istediğini talebini tam ve kesin olarak bildirmektedir. Belirsiz alacak davasında ise, davacı söz konusu hukuki ilişkiyi veya alacağı ifade eden ve yalnızca asgari düzeyde olan bir miktarı belirtmektedir. Dolayısı ile kısmi davada yalnızca talep edilen miktara mahkemece hükmolunur. Yani belirsiz alacak davasında olduğu gibi, davacı kişi talep ettiği miktarı sonradan arttıramayacaktır. Belirsiz alacak davası ve kısmi dava arasındaki bir diğer önemli fark ise zaman aşımı süresi bakımındandır. Zira belirsiz alacak davası açıldığı tarihte dava konusu alacağın tamamı bakımından zaman aşımı durmakta iken kısmi davada yalnızca alacağın o davada, davacı tarafından talep edilen kısmı bakımından zaman aşımı durmaktadır. Belirsiz Alacak Davasında Zaman Aşımı Belirsiz alacak davası açılması ile birlikte kural olarak alacağın tamamı bakımından zaman aşımı süresi durmaktadır. Bu bakımdan belirsiz alacak davasının zaman aşımı noktasında davacı lehine yarar sağladığı söylenebilir. Belirsiz Alacak Davası Nerede Açılır? Belirsiz […]

Read more

Sebepsiz Zenginleşme

8 Mart 2018

Sebepsiz Zenginleşme Nedir? Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden yarar sağlamak sebepsiz zenginleşme olarak ifade edilebilir. Haklı bir nedeni olmadığı halde örneğin bir ticari ilişki veya alacak ve benzeri bir ilişki olmadığı halde bir başkasına ait maldan veya bir başkasının emeğinden zenginleşen, kural olarak bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. Örneğin taraflar arasında yapılan bir sözleşmenin daha sonra hükümsüz hale gelmesi yada sözleşmenin kamu düzenine, genel ahlaka ve adaba aykırılık dolayısı ile mahkemece hükümsüz kılınması gibi durumlarda tarafların birbirlerine bu sözleşme uyarınca vermiş oldukları şeyler, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilir. Sebepsiz Zenginleşme Dayalı İade Borcunun Kapsamı Nedir? Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı  kural olarak geri vermekle yükümlüdür. Zenginleşen, zenginleşmeyi iyi niyetli olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür. Bu anlamda sebepsiz zenginleşen kişinin iyi niyeti, malın elden çıkarılması anına dek devam etmelidir. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Giderleri İsteme Hakkı Nedir? Zenginleşen iyi niyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir. Zorunlu giderlere örnek olarak bir otomobilin motorunun bozulması halinde tamir edilmesi veya tamiri mümkün değilse motorun değiştirilmesi zorunlu bir giderdir. İşbu halde sebepsiz zenginleşen, zenginleşmeye konu otomobilin motorunu değiştirmiş veya tamir etmiş ise bununla ilgili yapmış olduğu masraflar zorunlu gider niteliğinde olduğundan talep etmesi mümkündür. Zenginleşen iyi niyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer artışının ödenmesini isteyebilir. Örneğin sebepsiz zenginleşme, taraflar arasında yapılan bir sözleşmenin geçersiz addedilmesi sebebi ile söz konusu olmuş ise ve zenginleşen de esasen böyle bir sözleşmenin geçersiz olacağını bildiği halde karşı tarafı uyarmaksızın veya zarara sokmak maksadı ile hareket etmiş ise bu halde zenginleşenin iyi niyetli olmadığı ve dolayısıyla sadece zorunlu ve yararlı giderlerini karşı taraftan talep edebileceği söylenebilir. Zenginleşen, iyi niyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Örneğin zenginleşen yukarıda bahsedilen otomobil örneğinde olduğu gibi aracın motorunu değilde örneğin rengini yada koltuklarını değiştirmiş ise bunlar lüks masraflar kategorisinde değerlendirilir ve iyi niyetli olup olmadığına bakılmaksızın zenginleşen, lüks masrafları kural olarak talep edemez. Ancak, zenginleşen kendisine yaptığı lüks masraflar için bir karşılık önerilmez ise, şayet o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeler söz konusu ise geri vermeden önce ayırıp alabilme hakkına sahiptir Nitekim kural olarak hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin devlete mal edilmesine karar verebilir. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Geri Verme Yükümlülüğü Nedir? Sebepsiz zenginleşmeden doğan geri verme yükümlülüğü esasen, sebepsiz zenginleşenin; zenginleşmeye konu şeyin geri istendiği esnada elinde bulunan kısmını iade etmesini ifade etmektedir. Bu anlamda iyi niyetli zenginleşen iadenin istendiği tarihte elinde ne bulunuyorsa onu iade etmekle yükümlü tutulmuştur. Fakat zenginleşmeye konu şeyin elinde bulunmaması, zenginleşen kişinin kusurundan kaynaklanıyor ise bu halde zenginleşen iyi niyetli addedilemeyeceğinden dolayı zenginleşmeye konusu şeyin tamamını iade etmekle mükelleftir. Bilhassa alacaklıya zarar verme kastı ile hareket eden kişiler iade tarihinde elinde zenginleşmeye konu şeyden hiçbir şey olmasa dahi mümkünse aynen değil ise nakden sebep oldukları zararı tazmin etmekle yükümlü olacaklardır. Borçlanılmamış […]

Read more

Gabin (Aşırı Yararlanma)

3 Nisan 2017

Gabin (aşırı yararlanma) kurumu borçlar kanunun 28. Maddesinde düzenlenmiştir. Borçlar kanununda sözleşmeler alanında yer alan temel ilkelerden birisi de sözleşme özgürlüğüdür. Sözleşme özgürlüğü tarafların diledikleri çerçevede sözleşme yapabilme özgürlüğünü de kapsar. Bunun sonucunda taraflar sözleşmenin koşullarını diledikleri gibi belirleyebilirler. Ancak ,taraflar bu koşulları ve karşılıklı edimleri tayin ederken ,diğer tarafın içinde bulunmuş olduğu olumsuz koşullardan yararlanılmamış,ve bu olumsuz koşullar sebebiyle bir tarafın haksız yararlar kazanmamış olması gerekir. Aksi takdirde adalet duygusu sarsılmış olur. İşte gabin (aşırı yararlanma) dediğimiz hukuksal kurum burada devreye girmektedir. Gabin ,taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların diğer tarafça sömürülmesini engelleyen bir kurumdur.Ayrıca gabin sözleşme özgürlüğüne getirilmiş önemli bir kısıtlamadır. Gabin taraflardan birisinin düşüncesizlik ,deneyimsizlik veya zor durumda kalmasından karşı tarafça  faydalanılmasına ve sömürülmesine ciddi bir korunma yolu olarak öngörülmüştür. GABİN KANUNDA NASIL DÜZENLENMİŞTİR. Gabin durumunun oluşabilmesi için kanunda çeşitli şartlar öngörülmüştür. Bunlar edimler arasında oransızlık ve bu oransızlığın oluşumunda etken olarak bir tarafın düşüncesizliği ,deneyimsizliği veya zor durumda bulunması hali olarak belirtilmiştir. Bu hallerin varlığı halinde kanun deneyimsizlik ,düşüncesizlik veya tecrübesizlik yaşayan tarafa belirli süreler içinde sözleşmeden dönme veya edimler arasındaki orantısızlığın giderilmesi isteme hakkı vermiştir. Borçlar kanunu madde 28.maddenin birinci fıkrasına göre;” bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa ,bu oransızlık ,zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde,zarar gören,durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını karşı tarafa bildirerek edimin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.” Görüldüğü gibi yukarıda da belirtildiği üzere ancak belirli şartların varlığı halinde gabin ileri sürülebilir. Ve bu hak  sadece sömürülene tanınmıştır. Gabinin maddeden de anlaşılacağı gibi gabinin objektif ve sübjektif koşulları vardır. GABİNİN OBJEKTİF KOŞULLARI NELERDİR? Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere gabin oluşabilmesi için karşılıklı borçlanılan edimler arasında açık bir oransızlığın olması gerekir. Kanun bu oransızlığın nasıl olacağına dair kanun herhangi bir yol belirlememiştir. Bunun takdiri hakime aittir. Ancak kanun edimler arasında sadece basit bir dengesizlik değil  “açık” bir dengesizlik olması gerektiğini belirtmiştir. Bunun sonucu olarak her sözleşmede benzer sözleşmelerdeki edim dengesinin bulunması mümkün değildir. Her sözleşmede taraflardan birinin daha kazançlı veya daha zararlı çıkması mümkündür. Ancak ,bu dengesizlik aşırı nitelikte ve bu durum diğer tarafın içinde bulunduğu olumsuz koşulların sömürülmesi sonucu gerçekleşmişse ,artık bir gabinden söz edilebilir. Edimler arasında dengesizliğin bulunup bulunmadığı her somut olaya göre değişir. Çok ucuz olan bir malın çok pahalıya, çok pahalı olan bir malın çok ucuza satılması halinde bunun bir dengesizlik olup olmadığı ve aşırı olup olmadığı benzer sözleşmeler göz önünde tutulmak suretiyle hakkaniyet ölçüsünde bir karara bağlanmalıdır. GABİNİN SUBJEKTİF KOŞULLARI NELERDİR ? Gabin diğer tarafın içinde bulunduğu bazı olumsuz koşulların varlığını gerektirir.  Yani gabin oluşması için zarar gören tarafın ,diğer tarafa oranla zayıf durumda bulunması halidir. Bu olumsuz koşullar kanunda sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Bu olumsuz koşullar şunlardır: Zor durumda bulunma hali: Sömürülen kişi zor durumda bulunmasından dolayı bu sözleşmeyi yapmışsa bu koşul gerçekleşmiş demektir. Zor durumda bulunma kişinin bu ağır koşulları kabul etmesinin ,içinde bulunduğu çaresizliğe dayanmasını ifade eder. Örneğin hayati tehlike altında bulunan bir hastanın kurtulması için ,piyasada bulunmayan bir ilacın üç katı bedelle satın alınma zorunluluğunda ,zor durumda bulunma hali vardır. Düşüncesizlik hali : Sözleşme ,sömürülen kişinin düşüncesizliğinden kaynaklanırsa bu koşul gerçekleşmiş demektir. Kişi sözleşme […]

Read more

Medeni Hukukta Hapis Hakkı

11 Mart 2017

Medeni Hukukta Hapis Hakkı Türk Medeni Kanunu’ nun Hapis Hakkı ile ilgili düzenlemeleri İkinci Kısım Üçüncü Bölümün Taşınır Rehni başlığı altında 950-953. maddeleri arasında düzenlenmiştir.Taşınır Rehininin düzenlendiği Üçüncü Bölümün birinci ayrımının başlığı teslime bağlı rehin ve hapis hakkıdır. Hapis hakkı başlıklı 950. maddede hapis hakkının koşulları belirtilmiş, 951. maddede hakkın kullanılamayacağı ayrıksı haller düzenlenmiştir. 952 . maddede alacak muaccel olmaksızın hakkın kullanılabileceği haller, 953. maddede ise eşyanın paraya çevrilmesi düzenlenmiştir. Çalışmamızın konusu olan hapis hakkı ile ilgili önce genel bilgi verilmiş,benzer düzenlemelerden farklarına değinilmiş ve MK.’nın 950-953 maddeleri çerçevesinde koşulları,hükümleri sona ermesi anlatılmaya çalışılmıştır.Son olarak da MK.’da hapis hakkına ilişkin bu düzenlemeler genel olduğundan ve diğer başka kanunlarda da özel olarak hapis hakkı düzenlendiğinden onlara da kısaca değinilmiştir. I.TÜRK MEDENİ KANUNUNDA DÜZENLENEN ŞEKLİYLE HAPİS HAKKI A.KAVRAM Medeni Kanunumuzda hapis hakkına ilişkin 950.madde ve devamında genel bir düzenleme bulunmaktadır. MK.m.950/f.1’deki düzenleme ‘Alacaklı borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli evrakı borcun muaccel olması ve niteliği itibariyle bu eşyanın alacak ile bağlantısı bulunması halinde borç ödeninceye kadar hapsedebilir.’şeklindedir.Bu yönüyle hapis hakkı bir bakıma alacağa teminat olma özelliği taşımaktadır ancak aşağıda açıklanacağı üzere benzer ayni teminatlardan ve hukuki düzenlemelerden farklı özellikler göstermektedir.Yine MK.m.950/f.1 metninden yola çıkarak doktrinde hapis hakkı,kanuni şartların gerçekleşmesi halinde,alacaklıya zilyetliğinde bulunan ve geri verilmesi gerekli olan borçluya ait taşınır mallar veya kıymetli evrakı geri vermeyerek alacağının teminatı olarak alıkoyma ve paraya çevirme yetkisi veren bir ayni hak şeklinde tanımlanmaktadır.[1] Alman Medeni Kanunu hapis hakkını bir def’i olarak düzenlemiştir. Alman Medeni Kanununda hapis hakkı alıkoyma adı altında düzenlenmiştir. Bu şekilde düzenlendiğinde hapis hakkının karşılığı olarak tanınan def’i hakkı, sahibine zilyetliğindeki eşyanın iadesini reddetme hakkı vermekle birlikte eşyayı paraya çevirme hakkı vermemektedir.[2]( ÇETİNER, s. 40-41.) B.HUKUKİ NİTELİĞİ Hapis hakkının hukuki niteliği gerek hukuk tarihi boyunca gerek çeşitli hukuk sistemlerinde farklı görünümlere sahiptir.[3] Hapis hakkının hukuki niteliği İsviçre doktrininde tartışmalıdır. Huber, hapis hakkını kanunun hak sahibine tanıdığı ayni bir tasarruf kudreti olarak tanımlamaktadır. Wieland’a göre ise hapis hakkı hakiki bir ayni haktır. Oftinger’a göre hapis hakkı bir rehin hakkı değildir ancak menkul rehni hükümlerine tabi tutulmuştur.[4]Ancak doktrindeki bu tartışmaların karşısında İsviçre Medeni Kanununda düzenlenen şekliyle hapis hakkının, gerektiğinde sahibine eşyayı tasarruf etme yetkisi veren ayni bir hak olduğu görülmektedir. İsviçre Medeni Kanununda hapis hakkı taşınır rehninin düzenlendiği bölümde düzenlenmiş,eşyanın paraya çevrilmesi ile ilgili hususlar taşınır rehni hükümlerine İsviçre Medeni Kanununda hapis hakkı taşınır rehninin düzenlendiği bölümde düzenlenmiş, eşyanın paraya çevrilmesi ile ilgili hususlar taşınır rehni hükümlerine tabi tutulmuştur. Türk Medeni Kanununda yer alan hapis hakkı ile ilgili düzenlemeler de İsviçre Medeni Kanunu ile paralel niteliktedir.[5] İsviçre doktrininde hakim olan, hapis hakkının bir ayni hak olduğu görüşü, Türk doktrininde de hemen hemen bütün yazarlarca savunulmaktadır.[6] Örneğin, Akipek/Akıntürk, hapis hakkının bir bakıma rehin hakkına benzediğini; rehin hakkı gibi değere ilişkin haklardan olduğunu; alacak ödenmediğinde, konusunu oluşturan eşyayı paraya çevirme yetkisi tanımakta olduğundan kanuni rehin olarak da adlandırılmakta olduğunu belirtmektedir. Oğ”/Seliçi/Özdemir’ [7] de benzer şekilde, hapis hakkının, alacaklıya zilyetliğinde bulunanı alıkoyma ve paraya çevirme yetkisi veren bir ayni hak olduğunu belirtmekte ve teslime bağlı rehinden farklı olarak iradi bir rehin tipi olmayıp kanuni şartların gerçekleşmesi ile kendiliğinden doğan bir rehin olduğunu savunmaktadır. Yine Aybay/Hatemi’ye göre hapis hakkı ayni bir haktır ve herkese karşı […]

Read more