AVUKAT SOR
HEMEN ARAYIN

Alacağın Temliki (Devri) Temlik Sözleşmesi

12 Ekim 2018

Alacağın Devri (Temlik) Türk Borçlar Kanunu Madde 183 ile 194 arasında düzenlenmiştir. Alacağın temliki, mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacakların üçüncü kişiye aktarılması ile gerçekleştirilir.Alacağın devri hem bir tasarruf işlemi aynı zamanda bir borç sözleşmesidir. Alacağın devrinin geçerli olması için devredenin söz konusu alacak üzerinde tasarruf yetkisi olması gereklidir. Tasarruf yetkisi devir işleminin yapıldığı anda mevcut olmalıdır. Temlik gerçekleştiği durumda borçluya karşı alacaklısı değişmiş olur. Alacağın temliki kazandırıcı bir işlemdir. Alacak hakkı birden çok devre konu olmuşsa öncelik ilkesi nedeniyle ilk önce yapılan devir geçerli olur. Kanunda, sözleşmede, işin niteliğinde engel olmadığı takdirde alacaklı borçlunun rızasını aramadan alacağını üçüncü kişiye devredebilir. Alacağın temlikinde borçlunun haberdar olmasına gerek yoktur. Temlik sözleşmesi ile alacaklı sıfatı devredenden devralana geçmiş olur. Kime ait olduğu konusunda çelişki bulunan alacağın borçlusu borcu ödemekten kaçınabilir ve alacağın konusunu hakim tarafından belirlenen yere tevdi ederek borçtan kurtulur.   Temlik Nasıl Verilir ?                                            Alacağın temliki yazılı bir devir sözleşmesi ile alacağın üçüncü bir kişiye devredilmesi ile verilir. Temlik sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılmış olması gerekmektedir. Devreden ve devralanın hak ve fiil ehliyetine sahip olması gerekmektedir. Devreden devralana alacak senedini ve elinde bulunan ispatla ilgisi olan diğer belgeleri teslim etmek ve alacakla ilgili gerekli bilgileri doğru ve gerçek bir şekilde vermek ile yükümlüdür. Bir alacak bir edim karşılığı devir edilmişse devreden devrin olduğu sırada alacağın var olduğunu ve borçlunun borcu ödeyecek güce sahip olduğunu garanti etmiş olur.                                                                   Temlik Çeşitleri Temlik çeşitleri üç çeşittir bunlar ; iradi temlik, kanuni temlik, yargısal temliktir.                      İradi Temlik: Alacağı devredenle devralan arasındaki bir sözleşmeye dayalı olarak gerçekleşen bir temlik yöntemidir. Kanuni Temlik: Alacağın belli olayların gerçekleşmesi halinde kanun yoluyla üçüncü bir kişiye geçmesidir. Örnek olarak ölümden sonra ölen kimseye ait  alacakların kanun yolu ile mirasçılarına geçmesi verilebilir. Burada alacaklar iradi temlikteki gibi hukuki bir yol ile değil kanun yolu ile kendiliğinden devir edilmektedir. Kanuni temlikte alacaklının rızasına ve herhangi bir hukuki işlem yapılmasına gerek yoktur.                                                          Yargısal Temlik: Alacağın bir mahkeme emriyle devir edilmesidir. Kanuni temlikte olduğu gibi yargısal temlikte de alacaklının rızasına  gerek yoktur , ayrıca bir hukuki işlem yapılmasına da gerek yoktur.                                                                            Temlikin Şartları                                                                        Alacağın temliki işlemine kanun, sözleşme ve işin niteliği doğrultusunda tüm alacaklar konu edilebilmektedir. Temliğin şartlarını esasa ilişkin ve şekle ilişkin olarak iki başlık altında inceleyebiliriz: Esasa ilişkin: Devreden ve devralan hak ve fiil ehliyetine sahip olmalıdır. İrade beyanları da karşılıklı olmalıdır. Yazılı bir devir sözleşmesi olmalıdır. Şekle ilişkin: TBK M.184 uyarınca devir sözleşmesi yazılı şekilde yapılmalıdır. Bu bir geçerlilik şartıdır. Kanuna göre sözleşmeden veya işin niteliğinden kaynaklanan durumlarda alacak devredilemez. Taraflar yapmış oldukları sözleşmede  alacak hakkının devrini kısmen veya tamamen veya şarta bağlı olarak yasaklayabilirler. Temlik sözleşmesinde alacağı temlik edenin imzası bulunmalıdır. Temlik Nerede Ve Nasıl Yapılır? Temlik; bir alacağın alacaklısı tarafından üçüncü bir kişiye alacağını devrettiğine dair devreden tarafından devralana geçtiğini belirten bir sözleşme ile yapılır. Temlik sözleşmesinin nerede gerçekleştirilmesine dair zorunlu ve geçerlilik şartı yoktur.Ancak taraflar tarafından gerçekleştirilen temlik sözleşmesini noterde onaylattırmanın faydası vardır. İcra dosyasından alacaklının temliki şöyle yapılır: […]

Read more

Konkordato Nedir?

10 Ekim 2018

Ödeme zorlukları içinde bulunan ve mali olarak sıkıntı çeken şirketleri iflastan kurtarmak amacıyla kanunlarla konkordato kurumu getirilmiştir.Konkordato Nedir? sorusu son zamanlarda çok sık başvurulan bir yoldur ve bu sayede hem borçlu olan şirketlerin hem de alacaklıların faydasına bir ödeme planlanması yapılması hedeflenir. Konkordato kurumu her şirketin başvurabileceği bir yol değildir. Öncelikle ödeme zorluğu çeken şirket iyi niyetli olmalıdır, alacaklılara zarar verme amacıyla hareket etmemelidir. Konkordato sayesinde iyi niyetli şirketler iflastan kurtulabilir ve alacaklıların mağdur olması engellenir. Konkordato kurumu ticari hayatın istikrarlı bir biçimde devam edebilmesi için gereklidir. Konkordato sürecinde hem borçlu taraf hem alacaklı taraf için tecrübeli bir hukuk bürosundan destek alınması tavsiye edilir. Konkordato Çeşitleri Kanunda 3 çeşit konkordato belirtilmiştir. Konkordato çeşitleri şunlardır; Adi konkordato Malvarlığını terk ile konkordato İflastan sonra konkordato Konkordatonun 3 çeşidi olsa da uygulamada en çok adi konkordatoyla karşılaşılır ve konkordato dendiğinde akla ilk olarak adi konkordato gelir. Kimler Konkordato Talep Edebilir? Konkordato herkesin yararlanabileceği bir kurum değildir. Öncelikle talep edecek kişinin sıfatı alacaklı ya da borçlu olmalıdır. Daha sonra bu taraflar belirlenen şartları yerine getirmelidir. Yani belirli şartları sağlamak şartıyla borçlular ve alacaklılar konkordato talebinde bulunabilir. Konkordato talep edebileceklerden biris borçlu olan taraftır. Vadesi gelmiş borçlarını ödeyemeyenler veya borçlarının vadesi geldiğinde ödeyememe tehlikesi bulunanlar konkordato talep edebilir. Bu sayede borçlu iflastan kurtulmak ister. Konkordato talep edebilecek bir diğer grup ise alacaklılardır. Eğer borçlu iflasa tabi ise ve alacaklı iflas talep etme hakkına sahipse konkordato da talep edebilir. Yani iflasa tabi olmayan borçlu için alacaklı tarafından konkordato talep edilemez. Ayrıca iflas talep etme hakkı olmayan alacaklı da konkordato talep edemez. Konkordato Talebi Nasıl Yapılır? Konkordato talebi, talep etme hakkı olan kişiler tarafından mahkemeye iletilir. Borçlu iflasa tabi ise şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki, iflasa tabi değil ise yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesi’nden konkordato talep edilir. Mahkeme yapacağı incelemenin ardından konkordato talebini reddeder ya da kabul eder. Kabul halinde konkordato için öngörülen süreç başlar. Konkordato talebinin doğru şekilde yapılması sürecin hızlı şekilde ilerlemesiiçin önemlidir. Bu nedenle bir avukatla çalışmak sürecin eksiksiz ve hızlı ilerlemesini sağlayacaktır. Konkordato Talebi İçin Gerekli Belgeler Mahkemeden konkordato talep ederken bazı belgeler mahkemeye sunulmalıdır. Konkordato talebi için gerekli belgeler kanunda şu şekilde belirtilmiştir; Konkordato ön projesi: Borçların ne zaman, nasıl ve ne şekilde ödeneceğini, gerekli kaynakların nasıl sağlanacağını gösteren projeye konkordato ön projesi denir. Borçlunun mali durumunu gösteren belgeler: Bilanço, gelir-gider tablosu, alacak ve borçların belirtildiği belgeler ve malvarlıklarını gösterecek her türlü belge konkordato talebi için mahkemeye sunulmalıdır. Alacak listesi: Alacaklıların kim olduğunu, alacakların ne kadar olduğunu ve alacaklıların hangi imtiyazlara sahip olduğunu gösteren listedir. Proje ile malvarlığı karşılaştırma tablosu: Mahkemeye sunulacak olan konkordato ön projesine göre alacaklıların ne kadar elde edebilecekleri ile iflas durumunda ne kadar elde edebileceklerini karşılaştıran tablodur. Finansal analiz raporları: Bağımsız denetim kuruluşunca hazırlanan konkordato ön projesinin gerçekleşmesinin mümkün olduğunu gösteren finansal analiz raporları da konkordato talebiyle birlikte sunulmalıdır. Konkordato Projesi Konkordato talep eden borçlu şirket mahkemeye bir konkordato ön projesi sunmalıdır. Konkordato projesi, borçlunun borçlarını hangi oranda ve hangi vadede ödeyeceğini, borçları ödemesi için kaynağı nasıl sağlayacağını gösteren plandır. Konkordato talebinin kabulü halinde konkordato planı yerine getirilmeye çalışılır. Konkordato projesinin hazırlanmasında bu alanda deneyimli olan hukuk ofislerinden danışmanlık hizmeti alınması önemlidir. Konkordatoda Geçici Mühlet Mahkeme konkordato talebin ardından […]

Read more

İhaleye Fesat Karıştırma Suçu ve Cezaları Nelerdir?

20 Nisan 2018

İhaleye Fesat Karıştırma Suçu Nedir? İhale, kelimesinin anlamı “İş, mal ve hizmetlerin, açık ve rekabetçi bir ortamda eksiltme veya artırma yöntemleriyle en uygun teklifte bulunana verilmesi” olarak tanımlanmıştır. İhaleye fesat karıştırma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. İhaleye fesat karıştırma suçu, esasen kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya hizmet satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine, hileli davranışlar suretiyle gizliliği ihlal ederek, tehdit, cebir kullanma veya hukuka aykırı diğer davranışlarla müdahale edilmesini ifade etmektedir. Bu anlamda ihaleye fesat karıştırma suçu ile kamu ihalelerine ve onların nezdinde kamu görevlilerine duyulan hukuki güvenlik ve itibar korunmaktadır. İhaleye fesat karıştırma suçu ihale sürecinde, ihalenin hukuka uygun olarak sonuçlanmasına müdahale eden ve engel olan her türlü davranışı kapsamaktadır. Bu suçta korunmak istenen hukuki değer sadece Kamu Güvenilirliği değil, ihalelerin tüm tarafları açısından gerçek bir rekabet ortamında ve dürüstlük içerisinde yürütüldüğüne dair güvendir. İhaleye Fesat Karıştırma Suçunun Unsurları Nelerdir? İhaleye fesat karıştırma suçunun unsurları, kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya hizmet satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine, hileli davranışlar suretiyle gizliliği ihlal ederek, tehdit, cebir kullanma veya hukuka aykırı diğer fiillerden ibarettir. Bu anlamda aşağıdaki fiilleri gerçekleştiren kişi ihaleye fesat karıştırılmış sayılacaktır. Hileli davranışlarla İhaleye Fesat Karıştırma Suçu İhaleye Fesat Karıştırma Suçunun ilk unsuru eylemdir. Bu eylemin “hileli davranışlarla” gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Hile, kişilerin yanıltılmasından ibarettir. Bu anlamda yanıltma doğrudan kandırma şeklinde olabileceği gibi ihmali hareketle de gerçekleşebilir. Hileli davranışlarla ihaleye fesat karıştırma suçu sadece kamu görevlileri tarafından işlenmesi mümkün olan bir suçtur. Örneğin; kişi gerçek durumu bilseydi o şekilde hareket etmezdi diyebiliyorsak eğer kişi karşısındakinin davranışları yüzünden hataya düştüğü için o şekilde hareket ediyorsa burada “hile” söz konusu olabilir. Hileli davranışlarla; İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek, İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak, Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olduğu halde, sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak, Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olmadığı halde, sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye almak ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturur. İhaleye İlişkin Tekliflerle İlgili Gizli Bilgileri Başkalarına Ulaştırma Suçu Tekliflerle ilgili gizli bilgilerin başkasına veya başkalarına ulaşmasını sağlamak şeklinde işlenen ihaleye fesat karıştırma suçu, niteliği itibariyle sadece kamu görevlileri tarafından işlenmesi mümkün olan bir suçtur. Bu anlamda tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlayan kamu görevlisi, ihaleye fesat karıştırma suçundan sorumlu olur. İhaleye Fesat Karıştırma Suçunun Cebir ve Tehdit Kullanılarak İşlenmesi İhaleye fesat karıştırma suçunun, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi hâlinde temel cezanın alt sınırı 5 yıldan az olamaz. Ancak, ihaleye fesat karıştırma suçunun işlenmesi esnasında kasten yaralama veya tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur. İhaleye fesat karıştırma suçunun cebir ve tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi halinde, suçu işleyen kişi yani fail hakkında hükmolunacak ceza adli para cezasına çevrilemeyeceği gibi hükmolunacak cezaya yönelik olarak mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez İhale Şartlarını ve Fiyatı Etkilemek İçin Anlaşma Yapma İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları, ihaleye […]

Read more

Ticari İşlerde Uygulanan Temerrüt Faiz Oranı

17 Nisan 2018

Ticari İş Nedir? Bir işin ticari iş olarak nitelendirilmesi o işe uygulanacak kanun hükümleri bakımından önem arz etmektedir. Zira ticari işlere uygulanacak hükümler, ticari hayatın gerekleri göz önüne alınmak suretiyle adi işlere uygulanacak hükümlerden farklı esaslara tabi kılınmıştır. Örneğin bir kişi tacir olmasa dahi bir poliçe yada bono düzenlediğinde bu iş ticari işlerden sayılır. Zira kambiyo senetleri olan çek, bono, poliçe Türk Ticaret Kanununda hüküm altına alındıklarından dolayı ticari işlerdendir. Ticari İşlerde Faiz Nedir? Borçlar Kanunu uyarınca kural olarak, ticari olmayan ödünç sözleşmesinde taraflarca kararlaştırılmamış ise anapara faizi istenemez. Fakat ticari nitelikteki ödünç sözleşmesinde taraflarca kararlaştırılmamış olsa dahi faiz istenmesi mümkündür. Ticari işlerde faiz, adi işlerden farklı şekilde düzenlenmiştir. Nitekim tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanacaktır. Bu anlamda ticari işlerde faiz, Taraflar arasında kararlaştırılmamış olsa dahi istenebilir. Ticari işlerde ödenecek faizde, faiz oranı serbestçe kararlaştırılabilir. Ticari işlerde ödenecek faizde, bileşik faiz uygulanabilir. Faiz Nedir? Faiz, konusu para olan borçlarda alacaklıya, parasından mahrum kaldığı süre için sağlanan semereyi yani parayı ifade etmektedir. Faiz kural olarak para borçları için söz konusu olmaktadır. Fakat para borcunun söz konusu olduğu her halde borçlunun faiz ödemesi gerekmemektedir. Bu anlamda taraflar arasındaki sözleşmede borcun belirlenen tarihte veya süre içerisinde ödenmemesi halinde, faiz ödeneceği kararlaştırılabileceği gibi bir kanun hükmü ile de borçlu faiz ödemekle yükümlü kılınabilir. Faiz alacağı, hukuki anlamda asıl alacağa bağlı olan bir feri alacak niteliğindedir. Dolayısı ile faiz alacağı asıl alacağın muteberliğine bağlıdır. Asıl alacağın hükümsüzlüğüne karar verilmesi durumunda  asıl alacağa bağlı olan faiz alacakları da hükümsüz hale gelir. Temerrüt Faizi Nedir? Borcunu zamanında ödemeyen borçluya daha yüksek bir faiz oranının tatbik edilmesini ifade etmektedir. Temerrüt faizinin, bu anlamda borçluların daima kötü niyetli olduğu ve kasten borcunu ödemediği varsayımına karine olarak dayandırıldığı söylenebilir. Temerrüt faizi yükümlüsü olmak için borçlunun kusurlu olup olmadığı araştırılmamaktadır. Bu anlamda alacaklının temerrüt faizine hak kazanmak için zararını kanıtlaması gerekmediği gibi, borçlu da kusursuzluğunu ispat ederek, faizden kurtulamayacaktır. Faiz Türleri Nelerdir? Faiz türleri; anapara faizi, temerrüt faizi, akdi ve iradi faizden ibarettir. Anapara Faizi Borcun vadesine kadar alacaklının, parasından mahrum kaldığı sürenin faiz cinsinden karşılığı olarak ödenmektedir. Kanuni Faiz Kanuni faiz, kanun koyucu tarafından öngörülen faizi ifade etmektedir. Bu hususa örnek olarak ticari işlerde faiz düzenlemesi verilebilir. Akdi Faiz Akdi faiz, sözleşmede belirlenen faizdir. Bu anlamda aksi faiz, tarafların sözleşme ile borcun belirlenen sürede yani vadesinde ödenmemesi durumunda, borçlu tarafından alacaklıya ödenecek olan faizi ifade etmektedir. Temerrüt Faizi Borcunu zamanında ödemeyen borçluya daha yüksek bir faiz oranının tatbik edilmesini ifade etmektedir. Ticari İşlerde Uygulanacak Faiz Oranı Nedir? Ticari işlerde ödenecek olan faiz oranlar, kanunda öngörülen ve sözleşme ile kararlaştırılan faiz oranları şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Ticari İşlerde Uygulanacak Anapara Faizi Oranı Ticari işlerde taraflar emredici hükümlere aykırı olmadıkça ve özellikle özel hukukun genel prensiplerinden olan dürüstlük kuralı çerçevesinde faiz oranını diledikleri gibi kararlaştırma hakkına sahiptirler. Dolayısı ile ticari işlerde ödenecek ana para faizini yukarıdaki esaslara uymak kaydı ile sözleşmede taraflar diledikleri gibi belirleyebilirler. Ticari işlerde anapara faiz oranı hususunda taraflar arasında bir anlaşma yoksa kanuni faiz oranı uygulanacaktır. Bu anlamda kanuni faiz oranı yıllık % 9’dur. Fakat yabancı para […]

Read more

YTTK’ da Çek ve İlgili Hükümler

11 Mart 2017

GİRİŞ Çalışmamda öncelikle, genel olarak zayi kavramını ele alıp ayrıntılı şekilde açıkladım. Daha sonradan çekin zayi edilmesi halinde başvurulabilecek hukuki yollardan olan; ödeme yasağı talep etme hakkı ve çekin mahkemece belirlenecek olan yere tevdii hakkını inceleyip, uygulamanın ne yönde olduğu hakkında Yargıtay kararları ışığına inceledim. Çekin ziyaı ve iptali konusunda Yeni Türk Ticaret Kanunumuzda yapılan bir değişiklik olmadığından şu anda yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanunu hükümlerine yer verdim. YTTK’da konuya ilişkin düzenlemelerin içeriği aynı olup sadece dili hafifletilip, birkaç yerde bahsettiğim üzere tartışmalı olan konulara açıklık getirilmiştir. Üçüncü ve dördüncü bölüm olarak İstirdat davası ve İptal davsını ayrı ayrı ele alıp, bu davaların nitelikleri ve özellikleri hakkında gerekli bilgiler verildikten sonra, davaların sonuçlarına göre oluşabilecek ihtimalleri değerlendirdim.   BİRİNCİ BÖLÜM ÇEKİN ZAYİ OLMASI VE ZAYİ HALİNDE BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ YOLLAR ÇEKİN ZAYİ OLMASI   Genel Olarak Kıymetli evrakın nitelikleri, özellikle borçlu ve hak sahiplerinin uymaları gereken şartlar ve güvenlik hükümleri, bunların ziyaı ve iptalleri yasada, adi senetlere nazaran daha ayrıntılı ve özel hükümlerle düzenlenmiştir.[1] Çek, hukuki mahiyeti itibariyle bir ödeme aracı ve bir havaledir. Bankada parası bulunan bir kimsenin bu parasının tamamını veya bir kısmını diğer bir kimseye ödemek için çek düzenler. Çek alacaklısı, çekten doğan hakkını borçludan edinebilmesi için öncelikle çeki muhataba ibraz ve teslim etmesi gerekmektedir. Ancak bazen çekin hak sahibinin rızası dışında elinden çıkması veya yıpranma, bozulma gibi bir takım nedenlerle kullanılamaz hale gelmesi söz konusudur. Kaybolma ve yitme anlamına gelen zayi olma; genel olarak çekin kullanılamaz hale gelmesi ya da çek elde bulunmamakla birlikte içeriği anlaşılmayacak derecede yıpranmış olması hallerini kapsar.[2] Çekin ibraz edilememesi hali doktrinde mutlak veya nispi olarak ikiye ayrılmış ve açıklanmaya çalışılmıştır. Mutlak olarak ibraz edilememesi durumu; herkes için çekin ibrazının imkansız olması olarak tanımlanırken, nispi durumunda hamil dışındaki üçüncü kişinin çeki bularak ibraz etmesi olarak tanımladığını görmekteyiz. Çekin zayi olması; sel, deprem gibi doğal bir felaket ya da çalınma, yağmalama gibi bir olay sonucu çek zilyetliğinin kaybedilmesi veya yanma, yırtılma, karalanma gibi bir nedenle çekin kullanılamaz hale gelmesidir.[3] Çekin Zayi Olma Halleri Çekin zayi olmasından dolayı, çekin muhatap bankaya ibraz edilememe durumları olan mutlak ve nispi anlam dışında ‘Ziya’ ve ‘Zayi Olma’ hallerini, çek zilyetliğinin kaybedilmesi ve zilyet olunmasına rağmen çeşitli nedenlerle ibrazının mümkün olmaması hallerine göre de inceleyebiliriz. Çek Zilyetliğinin Kaybedilmesi Çek zilyetliğinin kaybedilmesi konusuna girmeden önce, zilyetlik kavramını tanımlamaya çalışalım. Medeni Kanunumuzun 973 üncü maddesi ve devamı hükümlerinde ‘Zilyetlik’ konusu düzenlenmiştir. MK. 973’ üncü maddesinin ilk cümlesine göre, ‘’Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.’ Kanundaki bu ibareden, zilyetliğin değil zilyedin tanımının yapıldığı açıktır. Zilyetlik, maddi hakimiyet yanında zilyede hukuki hakimiyet de sağlar. Ayrıca zilyetlik için aranan irade, eşyayı kişinin fiili bir hakimiyet altında bulundurma iradesidir.[4] Bir kimse ele geçirdiği mal üzerinde ancak ve ancak fiili hakimiyet kurma iradesi varsa, zilyetlik kurmuş olur. Yani; bilinerek ve istenerek kurulan fiili hakimiyet zilyetliktir. Fiili hakimiyetin kurulabilmesi için, bir kimsenin eline geçirdiği mal üzerinde zilyet olma, yani fiili hakimiyeti ele geçirme iradesine sahip olması gerekmektedir. Böyle bir iradesi olmayan kimsenin fiili hakimiyeti ele geçirmesinden de bahsedilemez.[5] TMK. m. 599 hükmü bu duruma bir istisna getirmiş ve mirasçıların mirastan haberdar olmasalar dahi, ölen kimsenin zilyet olduğu malların zilyetliğini kazanacaklarını hükme bağlamıştır.[6] Zilyetliğin kaybedilmesi […]

Read more

Anonim Şirketler ve Pay Senetleri

11 Mart 2017

GİRİŞ             Bir anonim şirketin sermayesinin birbirine eşit paylarından bir parçasını temsil eden kıymetli evrak niteliğindeki belgelere hisse senetleri denir. Hisse senetleri hem kapalı tip anonim ortaklık hem de halka açık anonim ortaklıklar açısından şirket sermayesine katılımı temsil ettiğinden önem taşımaktadır. Çalışmamda ilk önce sermaye piyasası araçlarından  genel olarak bahsedilmiş,daha sonra sermaye piyasası araçlarından hisse senetlerinin tanımı yapılarak,türleri,sahiplerine sağladığı haklar hem sermaye piyasası kanunu hem de Türk Ticaret Kanunu açısından farklılıklar da göz önünde bulundurularak anlatılmıştır. Oydan yoksun pay senetleri ise sadece sermaye piyasası kanunu’na tabi halka açık anonim ortaklıklar açısından söz konusu olduğundan ve önem arz ettiğinden ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak ele alınmıştır. SERMAYE PİYASASI ARAÇLARI Sermaye piyasası araçları menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarıdır (SerPK m.3/b/1).Menkul kıymetler Sermaye Piyasası araçlarının bir alt kümesini oluşturur. Menkul kıymetler;  ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir tutarı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan,  dönemsel gelir getiren,  misli nitelikte, seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Sermaye Piyasası Kurulu’nca belirlenen, kıymetli evraktır (SerPK m.3/b/2). Hisse senedi ortaklık hakkı sağlayan menkul kıymetlere, tahvil de alacaklılık hakkı sağlayan menkul kıymetlere örnek olarak verilebilir. Menkul kıymet dışında kalan ve şartları Kurulca belirlenen diğer evraklar da diğer sermaye piyasası araçlarını oluşturur. Nakit, çek, poliçe, bono ve mevduat sertifikası sermaye piyasası aracı değildir( SerPK m.3/b/3). SERMAYE PİYASASI ARAÇLARINDAN PAY SENETLERİ TANIM Pay senetleri, anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan,  şirket sermayesine katılımı temsil eden, yasal şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş kıymetli evraklardır.[1] Diğer bir deyişle anonim şirketin çıkardığı pay senetleri,kıymetli evrak niteliğinde bir senet olup,pay sahiplerinin hissedarlık haklarını temsil eden sermaye piyasası aracıdır.[2] Hissedarlığın doğması için, şirketin hisse senedi çıkarması gerekmez. Hisse senedi çıkarılmamış olsa dahi, anonim şirketin tescili ve tüzel kişiliğin kazanılması ile hissedarlık doğar. Bu nedenle, pay senedi çıkarılması,kambiyo senetlerinde olduğu gibi (TTK m.482 vd) ihdasi (kurucu) değil, açıklayıcı niteliğe sahiptir.[3] PAYIN OLUŞUM ANININ KAPALI TİP AO’LAR ve HAAO’LAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Kapalı tip AO’larda hisse senetleri tescilden sonra çıkarılır. Kapalı tip anonim şirkette pay senetlerinin çıkarılma zamanı,kuruluşta,şirketin tescilinden sonra (TTK m.412) ve sermaye artırımında ise,genel kurulun artırım kararının tescilinden sonra çıkarılabilir (TTK m.395.cüm.3). Tescilden önce çıkarılan pay senetleri hükümsüzdür (TTK.395.cüm.3,412). Tescilden önce pay senedi çıkaran kimseler,bunların geçersizliği nedeniyle meydana gelen zararlardan sorumludurlar. Pay senetlerinin geçersizliği, onların iştirak taahhüdünden doğan borç ve yükümlülüklerine etkili olamaz.[4] HAAO’da ise  tescilden önce hisse senedi çıkarılabilir. 3794 sayılı yasa ile SerPK’da yapılan değişiklik ile halka açık anonim şirketlerde,TTK m.395 ve 412 hükümlerinin SerPK sisteminde uygulanmayacağı öngörülmüş ve pay senetlerinin sermaye artırım kararının tescilinden önce bastırılıp sahiplerine verilme zorunluluğu getirilmiştir.Buna göre,kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş anonim şirketler satış esnasında hisse senetlerini alıcılara teslim etmek zorundadırlar (SerPK m.7/4). Esas sermayeli anonim şirketlerde ise, hisse senetleri sermaye artırımının tescilini izleyen 30 gün içinde sahiplerine verilmelidir. Nama yazılı hisse senetlerinde ise bu süre 90 gündür.[5] Görüldüğü gibi payın oluşum anı açısından TTK sistemi ile sermaye piyasası kanunu sistemi farklılık göstermektedir. PAY SENETLERİNİN SAHİPLERİNE SAĞLADIĞI HAKLAR Hisse senetleri sahiplerine, ortaklık hakkı, yönetime katılma (oy) hakkı, kar payı (temettü) alma hakkı, rüçhan hakkı (yeni pay alma hakkı),  bedelsiz pay alma hakkı, tasfiyeden pay alma hakkı,  bilgi edinme hakkı, sağlar. Paydaşların belirtilen bu hakları aşağıda paydaşların mali hakları ve yönetimsel hakları başlığı altında incelenecektir. Paydaşların Mali […]

Read more

Ticari Defterlerin İspat Fonksiyonu

11 Mart 2017

GİRİŞ 27846 sayılı ve 14.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu 13.01.2011 tarihinde kabul edilmiş olup 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir. İlgili kanun birçok yeniliği beraberinde getirmiştir. Aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 12.01.2011 tarihinde kabul edilmiş olup 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ve gerek Türk Ticaret Kanunu gerekse diğer kanunların uygulanması açısından büyük önem taşıdığı aşikârdır. “Ticari Defterlerin İspat Fonksiyonu” konusunun, hem Usul Hukuku hem de Ticaret Hukuku alanında değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışmamda, öncelikle “İspat ve Deliller” konusuna genel olarak değinip, ikinci bölümde ise yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu bakımından “Defterlerin Lehe veya Aleyhe Delil Teşkil Etme” hali hakkında değerlendirme mevcuttur. I.         İSPAT VE DELİLLER A. İSPAT 1. Genel Olarak: Bir hukuk kuralının uygulanması, o hukuk kuralının koşul vakıalarının ( olgu; olay ) mevcut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlıdır. İşte bu vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur[1]. 2.İspat Hakkı: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189’uncu maddesine göre “ Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptirler ”. İspat hakkı, tarafların kanunun öngördüğü müddet içinde ortaya koydukları delillerle sağlanır. Hâkim, tarafların ispat hakkı çerçevesinde ibraz ettikleri bütün delilleri kararında tartışır, değerlendirir ve bundan çıkan sonucu kararına yazar. Ancak hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin, ispat aracı olarak kullanılamayacağı kanunda açıkça düzenlenmiştir. Bir vakıanın ispatı için ibraz edilen delilin caiz olup olmadığının takdiri mahkemeye aittir[2]. 3.İspat Yükü:             Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz, bunu taraf ispat etmelidir. İspat yükü, belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda vakıa iddiasında bulunan tarafa düşen bir yüktür. Bu yük yerine getirilmediği vakit aleyhine olan sonuca katlanma, yani aleyhe karar riskiyle karşı karşıya kalma durumu mevcuttur[3]. Hakim, ibraz edilen delillerin yeterli olmaması halinde de karar vermek zorundadır. İşte ispat yükü bu hal için önemlidir, çünkü hakimin bu halde ispatyükünün hangi tarafa düştüğünü tespit etmesi ve o taraftan uyuşmazlık konusu vakıayı ispat etmesini istemesi gerekir[4]. İspat yükünün kime düşeceği konusunda genel kural, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190’ıncı maddesinde belirtildiği üzere “ Hakkını bir vakıaya dayandıran taraf o vakıayı ispat etmelidir ”. Böylece bu taraf davalı olabileceği gibi davacı da olabilir[5]. Bahsi geçen genel kuralın istisnaları mevcuttur ancak çalışmamızda bu hallere değinilmeyecek, konumuzun dışına çıkmamak için ilerleyen bölümlerde sadece alakalı olan hususlara değinilecektir. B.DELİLLER 1.Genel Olarak: Türk hukukunda geçerli olan delil sistemi “ serbest delil ” sistemidir. Bu sistem içerisinde deliller belirtilmiş olsa da, ispat aracı olabilecek her şey delil olarak kabul edilmiştir ve kanunda düzenlenmemiş diğer delillerinde incelenmesi mümkün kılınmıştır[6]. Delillerin değerlendirmesi bakımından  “ kanuni delil sistemi ” ve “ delillerin serbestçe değerlendirilmesi ”sistemini benimsemiştir. Hakim kural olarak delilleri serbestçe değerlendirir. Kanunda belirtilen istisnai hallerde ise hakim kesin delillerle bağlıdır. Bu istisnalar ise “ senet ”, “yemin” ve “ kesin hüküm ”dür. Hakim bu delillerin ( kesin deliller ) gerçeği temsil edip etmediğini serbestçe takdir edemez. Bu deliller geçerli olduğu sürece, doğruyu temsil ettikleri kabul edilir[7]. Deliller, ispat araçlarıdır. Kanunda açık bir şekilde ayrım yapılmamış olsa da deliller, kesin ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılır. 2.Takdiri Deliller: Hakim takdiri delilleri serbestçe takdir eder. Bu deliller hakimi bağlamaz. Kesin delille ispat zorunluluğuna ilişkin […]

Read more