Bu Makaleyi Paylaş

Tutuklama Nedir?

Tutuklama, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli ve sanığın özgürlüğünün hakim kararı ile sınırlandırılarak tutukevi denilen, halk arasında cezaevi ve mahpushane olarak ifade edilen yere konmasını ifade etmektedir.

Tutuklama Kararının Hukuki Niteliği

Tutuklama kararı, hukuki niteliği itibariyle bir koruma tedbiridir. Tutuklama, kişi özgürlüğünü kısıtlayan bir tedbirdir. Tutuklama kararı bir koruma tedbiri olmasının sonucu olarak bir ceza değildir. Fakat malesef, tutuklama koruma tedbirine, uygulamada şüpheli ve sanık bakımından adeta bir ceza gibi başvurulmaktadır. Bu anlamda  hakkında tutuklama kararı verilmek suretiyle şüpheli ve sanık adeta cezalandırılmaktadır. Bu hususa ilişkin olarak tutuklulukta geçen sürelerin yargılama sonucunda verilecek olan mahkumiyet hükmünden düşüleceğini ve haksız tutuklamanın, haksız yere tutuklanan kişi bakımından devlet aleyhine tazminat istemi doğurduğunu bilmeniz önem arz etmektedir.

Tutuklama Kararının Amacı Nedir?

Tutuklama kararı, esasen şüpheli ve/veya sanık tarafından delillerin karartılmasını önlemek ve suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan şüpheli ve/veya sanığın kaçmasını önlemek maksadıyla verilmektedir. Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi ceza hukuku anlamında şüpheli, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişi ise sanığı ifade etmektedir. Tutuklamanın temel nedeni delillerin korunmasını sağlamaktır. Zira delillerin korunması yargılamanın selameti açısından oldukça elzemdir. Örneğin yargılama süresince hakkında tutuklama tedbiri uygulanmayan şüpheli, suçun ispatını sağlayacak delilleri ortadan kaldırabilir. Bu hususa örnek olarak şüphelinin suç aletini (bıçak, silah ve benzeri sair) ortadan kaldırması verilebilir. Yine bir başka örnekte, bir cinsel istismar davasında, suç işlediği yönünde kuvvetli emareler olduğu halde  yargılama süresince tutuklanmayan şüpheli, mağdur ve/veya ailesi üzerinde baskı kurabilir. Keza şüphelinin tutuklanmamış olması durumunda mağdurun suça konu olaylar nedeniyle yaşadığı psikolojik travma artarak katlanabilir. Dolayısıyla tutuklama tedbirinin bu gibi hallerde, elzem olduğu söylenebilir.

Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklama Kararı

Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’ nin taraf olduğu protokoller kapsamında düzenlenen haklarından herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkını haizdir. Bu husus esasen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını ifade etmektedir.  Bu hak arama yolu, temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması amacıyla başvurulabilecek son hukukî çaredir. Tutuklama kararı özgürlüğü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Ülkemizde malesef koruma tedbiri amacını aşan düzeyde keza cezalandırma maksadıyla verilen tutuklama kararları sebebiyle ciddi mağduriyetler yaşanmaktadır. Son dönemde bu hususa ilişkin olarak anayasa mahkemesi nezdinde bireysel başvuru da bulunan kişi sayısında önemli oranda artış yaşanmıştır. Bu nedenle bu bölümde Anayasa Mahkemesi’nin tutuklama kararlarına karşı yapılan bireysel başvurularda vermiş olduğu kararlar özellikle ve defaen değindiği hususları derledik. Temennimiz mahkemelerin koruma tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin olarak vermiş oldukları kararlarda Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde verilen ihlal kararlarının gerekçelerinde dayanılan esaslara uygun, kişi hak ve özgürlüklerini temel alan hükümler tesis etmeleridir.

Anayasa Mahkemesi tutuklama kararına karşı yapılan bireysel başvurularda vermiş olduğu kararlarda bilhassa şu hususlara değinmektedir;

Tutuklama Kişi Özgürlüğünü Kısıtlayan Bir Tedbirdir. Bu anlamda Mahkemenin tutuklamaya ilişkin kararını verirken dava sonucunda mahkumiyet kararı verilmesi halinde hükmolunacak cezayı, kişinin suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe uyandıran delillerin maddi gerçekliğinin araştırılmasına işaret edilmektedir. Tutuklama kararının Anayasa’ya ve insan hakları hukukuna uygun olarak verilmesi gerekir. Tutuklama kararı her yönüyle somut delillere ve somut olgulara dayanmalıdır. Uzun süren tutukluluk, sanığın makul sürede yargılanma hakkını ihlal edecektir.

Tutuklama Kararı ve Masumiyet Karinesi

Anayasa’ nın 38. Maddesi 4. fıkrası hükmü uyarınca; suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Bu husus masumiyet karinesi olan ifade edilmektedir. Masumiyet karinesi, ceza hukuku anlamında, hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan kişinin suçluluğunun, yargılama sonucunda verilecek mahkeme hükmü ile sabit olması durumuna kadar kişinin masum yani suçsuz kabul edilmesi keza yargılama süresi içerisinde ve toplumsal anlamda suçlu damgası ile yaftalanmaması maksadı ile öngörülen temel hukuk normlarından biridir. Masumiyet karinesi anayasa da öngörülmüş olması sebebi ile anayasal bir hakkı ifade etmektedir. Masum,yet karinesi ve tutuklama kararı arasındaki ilişki ise, yine ceza hukuku bağlamında, suçluluğu hükmen sabit olamayan kişi hakkında tutuklama tedbirine başvurulmaması şeklinde cereyan etmektedir. Nitekim bu hususun istisnaları olmakla beraber, kişilerin bilhassa toplum nezdinde yaftalanmamaları yani suçlu ilan edilerek ötekileştirmeye maruz kalmamaları bakımından tutuklama tedbirine son çare olarak başvurmak gerekmektedir. Aksi bir tutum kişilerin anayasal bir hakkı olan masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olacaktır.

Tutuklama Sorgusunda Şüphelinin Temel Hakları Nelerdir?

Tutuklama sorgusunda; kişiye müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukuki

yardımından yararlanabileceği, müdafin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, bildirilmelidir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilmelidir. Tutuklama sorgusunda yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni bir hakkı olduğu söylenmelidir. Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır. Özetle tutuklanma sorgusunda alınan kişinin, bir avukatın hukuki yardımından faydalanma hakkı, susma hakkı, lehine delillerin toplanmasını isteme hakkı ve suça konu iddialar bakımından kendisini savunma hakkı bulunmaktadır.

Tutuklama Kararı Temel Şartları Nelerdir?

Türk Ceza Muhakemesi uyarınca şüpheli ve/veya sanık hakkında tutuklama koruma tedbirine hükmolunması için kanunda öngörülen bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar özetle;

  • Kuvvetli Suç Şüphesi Bulunmalıdır.
  • Tutuklama Nedenlerinin Var Olması Gerekir.
  • Tutuklama Kararı Ölçülü Olmalıdır.
  • Tutuklama Ancak Hakim Tarafından Karar Verilebilir.
  • Tutuklama Yasağı Bulunmamalıdır.

Tutuklama Nedeni Sayılan Katalog Suçlar Nelerdir?

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

Türk Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca bazı katalog suçların söz konusu olduğu hallerde kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılır. Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir.

  • Soykırım ve insanlığa karşı suçlar
  • Kasten öldürme
  • Silahla işlenmiş kasten yaralama fıkra ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama
  • İşkence
  • Cinsel saldırı
  • Çocukların cinsel istismarı
  • Hırsızlık ve Yağma
  • Uyuşturucu veya uyarıcı Madde imal ve ticareti
  • Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
  • Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar
  • Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar
  • Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı
  • 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci Maddesinde düzenlenen zimmet suçu
  • 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar
  • 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar
  • 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu Maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

Tutuklamaya İtiraz Süresi Nedir?

Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiilî nedenlere yer verilmelidir. Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca tutuklamaya itiraz süresi, şüpheli ve/veya sanığın tutuklandığı günden sonraki günden başlar ve 7 gündür. Fakat kişi hakkında esasen tutuklamaya yönelik bir yakalama kararı çıkarılmış ise işbu halde yakalama kararına her zaman itiraz etmenin mümkün olması nedeniyle 7 günlük süreye tabi değildir.

Tutuklama Kararına Kimler İtiraz Edebilir?

Tutuklama kararına itiraz etme hakkı öncelikle tutuklanan şüpheli veya sanığa aittir. Zira tutuklama kararı özgürlüğü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Dolayısıyla itiraz hakkı öncelikli olarak hakkında tutuklama tedbirine hükmolunarak özgürlüğü kısıtlanan kişiye ait olacaktır. Bununla birlikte, Türk Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi (annesi, babası, eşi veya başka bir kişi olan yasal temsilcisi) ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Dolayısıyla bu kişilerde tutuklama kararına itiraz hakkına sahiptirler. Örnek olarak hakkınızda verilen tutuklama kararına eşiniz ve/veya çocuklarınız da sizin yerinize veya sizinle birlikte itiraz edebilir.

Tutuklama Kararına İtiraz Nasıl ve Nereye Yapılır?

Tutuklama kararına itiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren merciye verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılmalıdır. Bu şekilde tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan merciye göndermek zorundadır.

Tutuklama kararına itirazı incelemeye yetkili merciler Türk Ceza Muhakemesi Kanunu 268. maddesi uyarınca düzenlemiştir. Buna göre;

  • Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir.
  • Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir.
  • Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.
  • Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına, karşı itirazlarda bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.
  • Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.

Tutuklama Süresi Ne Kadardır?

Tutuklama süresi, Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilmek suretiyle altı ay daha uzatılabilir.

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir fakat uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.

Tutuklama Kararı Verilemeyecek Haller Hangileridir?

Türk Ceza Muhakemesi uyarınca aşağıdaki hallerden biri söz konusu olduğunda, şüpheli ve/veya sanık hakkında tutuklama koruma tedbirine hükmolunamaz.

  • Sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda tutuklama kararı verilemez. Zira bu hallerde ancak adli kontrol kararı verilebilir.
  • Hapis cezasının üst sınırı 2 yıldan fazla olmayan suçlar bakımından tutuklama kararı verilemez.
  • Fakat vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenen suçlar bakımından bu husus cereyan etmez. Bu tip suçlarda verilecek cezanın üst sınır 2 yıldan daha az olsa dahi tutuklama kararı verilebilir. Örneğin; kasten yaralama suçu.

Tutuklama Kararında Gerekçe

Tüm kararlar gibi tutuklama kararları da gerekçeli olmalıdır. Uygulamada ne yazık ki tutuklamaya ilişkin olarak verilen mahkeme kararlarının yeterince gerekçelendirilmediği görülmektedir. Bu husus gerek Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurular sonucunda verilen kararlar da gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurularda çokça yer etmekte ve eleştirilmektedir. Tutuklama kararının gerekçesinin kararda gösterilmesinin yararı, bir taraftan hâkimin karar verirken kendisini denetlemesini ve verdiği kararın üst mahkeme tarafından denetlenmesini, diğer yandan ise tutuklanan kişinin neden tutuklandığını anlamasını sağlamaktır. Gerekçesiz karar verilmesi halinde, bu karara karşı etkin bir başvuru yolu bulunduğu söylenemez. Zira kararın gerekçesiz olması durumunda şüpheli, itiraz kanun yolu aşamasında kararın hangi noktalarına karşı görüş bildireceğini bilemeyecektir. Bu ise, müdafaa hakkının kısıtlanması demek olup adil yargılanma hakkını ihlal eder. Adil yargılanma hakkı hem anayasal hemde ceza hukuku bağlamında ceza yargılamalarının temelini teşkil eden haklardan biridir. Dolayısıyla tutuklama kararlarının bilhassa bu anlamda gerekçeli olması çok önemlidir.


HUKUKİ SÖZLÜK

Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,

Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı,

Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,

Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,

İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,

Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini ifade etmektedir.